Trafik Kazalarında Ceza Mahkemesi Tarafından Belirlenen Kusur Oranının Tazminat Davasına Etkisi

Trafik Kazalarında Ceza Mahkemesi Tarafından Belirlenen Kusur Oranının Tazminat Davasına Etkisi

Yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, hukukumuzda ceza davalarının ve hukuk davalarının işleyişi, araştırma ve değerlendirme faktörleri konusunda farklılıklar bulunmaktadır.

Ülkemizde sıklıkla dava konusu olan trafik kazalarına ilişkin olarak ise; ölüm ve yaralanma olması durumunda, olay ile ilgili bir yandan ceza davası devam etmekte iken bir yandan da cismani zarar sebebi ile tazminat davası hukuk mahkemelerinde devam etmektedir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir husus ise; hukuk mahkemelerinde ceza mahkemelerince alınan kusur raporlarının dosya içerisine kazandırılması ve taraflarca bu raporların delil niteliğinde sunulmasıdır.

Ancak, söz konusu kusur raporu ve benzeri unsurların hukuk davasında gözetilmesi mümkün değildir. Keza 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. Maddesinde;

“ Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” denilmekle, söz konusu hususa açıklık getirilmesi gerekmektedir.

 

Bu nedenle, her ne kadar ceza dosyasında davalı tarafın cezalandırılmasına karar verilmemiş olsa da, hukuk davası açısından tazminat talep edilemeyeceği söylenemez. Ceza hukuku yönünden gözetilen ‘kast’ unsurunun olup olmamasının “kusura” etkisi olmayacaktır. Bu durumda hukuk davası açısından kişi, kusuru oranında tazminat ödemekle yükümlü olacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus ise, ceza dosyasında belirtilmiş maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak her daim fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmalıdır. Bunun yanı sıra, ceza dosyasında manevi tazminat talep edilmesi ve bu hususta karar verilmesi durumunda, hukuk mahkemelerinde manevi tazminata ilişkin olarak talepte bulunma hakkı kaybedilmiş olmaktadır. Bunun nedeni ise manevi tazminatın bölünmezliği ilkesidir.

 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 20.12.2016 tarih ve 2014/14256 E.- 2016/11702 K. sayılı kararında; “Davacı vekili, davalının maliki olduğu … plakalı aracın ehliyetsiz sürücü …'ın sevk ve idaresindeyken … plakalı araç ile çarpıştığını, müvekkilinin kazada ölen şahsın ailesine 30.03.2011 tarihinde 8.560,19 TL tazminat ödediğini, kazanın davalının maliki olduğu aracın şoförünün kusuru sonucu meydana geldiğini, davalının maliki olduğu araç sürücüsünün ehliyeti olmayıp davalının bu duruma göz yumarak aracı sürücünün sevk ve idaresine verdiğini belirterek davalı hakkında … 2. İcra Müdürlüğünün 2012/1472 takip sayılı dosyası ile başlatılan takibe karşı yapmış oldukları itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, … plakalı aracın kendi adına kayıtlı olduğunu, bu kaza sonrası hurdaya çıktığı için sattığını, olay tarihinde oğlu …'ın kendisinden habersiz bir şekilde aracı alıp trafiğe çıktığını, kendisinin o tarihte ehliyetinin olmadığını, ayrıca meydana gelen trafik kazası sonucu …'un vefatı nedeni ile oğlu hakkında … 4. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davada oğlunun beraat ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-)Dava, ehliyetsiz sürücünün sebep olduğu trafik kazasından kaynaklanan rücuen maddi tazminat istemine dair icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi) ve yerleşik Yargıtay uygulaması uyarınca, hukuk hâkimi, ceza hâkiminin belirlediği kusur oranı ve beraat kararı ile bağlı değil ise de, maddi olgulara dair kararlarıyla bağlıdır. Bu açıdan hukuk hakimi sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı veya eylemin hukuka aykırılığını ve fâilini belirleyen mahkumiyet kararı ile bağlıdır.

Somut olayda mahkemece, kusur konusunda ayrıca rapor alınmaksızın ceza dosyasındaki kusur durumuna göre hüküm kurulmuştur. Ceza dosyasında keşif suretiyle alınan 29.11.2010 tarihli ilk bilirkişi raporunda sanık konumundaki her iki sürücüye de kusur izafe edilmiş, … Dairesinden alınan 27.12.2011 tarihli sonraki raporda ise sigortalı aracın ehliyetsiz sürücüsü sanık … müteveffanın ölümüne etkenlik arzedip etmediği hususu ihtimalli olarak değerlendirilmiş ve raporun sonuç kısmında, sürücü sanıkların kusur durumları yine ihtimalli şekilde belirlenmiş olup ceza mahkemesince bu ihtimallerden sanık .. kusursuz olduğu ihtimali kabul edilerek bu doğrultuda … hakkında beraat kararı verilmiştir.

Hukuk Mahkemesi,Ceza Mahkemesinde kesinleşen maddi olgu ile bağlı ise de, maddi olguya göre belirlenen kusur oranı hukuk hakimi için bağlayıcı değildir.

O halde, mahkemece, ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporlarının da irdelendiği, tüm dosya kapsamı ile olayın oluş şekline göre tarafların olaydaki kusur durumlarının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti ve meydana gelebilecek çelişkilerin giderilmesi yönünden üniversitelerin konusunda uzman trafik kürsüsünden seçilecek bilirkişi heyetinden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık şekilde bir rapor alınması, ondan sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine 20.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.” denilmektedir.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now ButtonHemen ARA