Bilişim Hukuku Avukatı

BİLİŞİM HUKUKU İNTERNET VE SOSYAL MEDYA YOLU İLE KİŞİLİK HAKLARININ İHLALİ

GİRİŞ:

Çağımızda, teknolojinin gelişimi, interneti gün geçtikçe daha ulaşılabilir ve her şeyi barındıran bir alan haline getirmiş olmakla birlikte bu gelişme sayesinde internet hayatımızın her alanında yer alan, her insanın bilgiye ulaşmak için ilk başvurduğu alan haline gelmiştir. Öyle ki bu durum sanatı, siyaseti bilimi etkilediği gibi hukuku da büyük ölçüde etkileyen bir gelişim haline gelmiştir.

Bilginin elektronik ve teknolojik araçlarla aktarımına bilişim denmekte olup günümüzde artık birçok suç teknolojik aletler ve internet aracılığı ile işlenebilmektedir. Bu durum da beraberinde ceza hukukumuzda bilişim suçları alanının oluşmasına ve gelişmesine sebep olmuştur. Bunun yanında bilişim suçlarının bir de hukuki boyutunu irdelemek gerekir ki internet yolu ile işlenen en yaygın suçlar temelinde insanların kişilik haklarının ihlalini barındıran suçlardır. Örnek vermek gerekirse bir kimseye internet üzerinden hakaret etmek, bir kimsenin fotoğrafını kendisinin izni olmaksızın paylaşmak gibi fiiller açık olarak kişilik haklarının ihlalidir.

KİŞİLİK HAKLARI:

Anayasamızın 17.maddesi ‘Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığı’ başlığını taşımakta olup maddenin ilk fıkrası ‘Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.’ Şeklindedir. Anayasa’nın bu düzenlemesini esas alırsak her insanın maddi ve manevi varlığı, yani kişiliğini oluşturan her şey anayasa ile koruma altına alınmış olup bu düzenlemeden yola çıkarak kişilik haklarını maddi ve manevi kişilik hakları olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Maddi Kişilik Hakları:

Bir kimsenin maddi kişilik hakları o kimsenin bedensel ve mali olarak sahip olduğu her şeyi ifade etmektedir.

Bedensel haklar; adından da anlaşılacağı gibi öncelikle kişinin bedensel bütünlüğünü ön plana alan, bu bütünlüğün bozulması, herhangi bir şekilde zarar görmesi durumu gerek Türk Ceza Kanunu  kapsamında cezai sorumluluğu, gerekse de Türk Borçlar Kanunu kapsamında tazminat sorumluluğunu doğurmaktadır.

Mali haklar ise hukuk düzeni tarafından bir kimsenin mülkiyetinde olan taşınır ve taşınmaz tüm eşyalarla birlikte kişinin mesleği ve hatta işinin koruma altına alınmasıdır.

Manevi Kişilik Hakları:

Bir kimsenin ismi, görüntüsü, onurunun yanında özel yaşamı, dini ve ahlaki tercihleri, siyasi görüşleri ve diğer tüm düşünceleri manevi hakları olup bu haklar da Anayasamız ile koruma altına alınmıştır. Öyle ki Anayasa’nın 23. Maddesi ‘kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz’ şeklinde olup bir kişinin haklarını kendisinin vazgeçmesinden dahi korumaktadır.

BİLİŞİM YOLU İLE KİŞİLİK HAKLARININ İHLALİ:

Yukarıda da değindiğimiz gibi internetin hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi nedeniyle artık çoğu suç veya hak ihlali internet yolu ile işlenebilmekte. Bu hususa en doğru örnek hakaret olarak verilebilir.

Örneğin bir sosyal platformda mesaj yolu ile bir kişiye hakaret edilmesi durumunda suç bilişim suçu olacak, kişilik hakları internet yolu ile ihlal edilmiş olacaktır. Bu durumda ihlali gerçekleştiren kişinin cezai sorumluluğunun yanında haksız fiilinden kaynaklanan tazminat sorumluluğu da gündeme gelecektir.

Bunun yanında bir kimse kişilik haklarının ihlali halinde sadece zararını tazmin amacıyla değil ihlalden korunmak için de çeşitli hukuk davaları açabilir.

KİŞİLİK HAKKININ İHLALİ DURUMUNDA DAVA YOLUNA BAŞVURU

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir kimse kişilik haklarının ihlali durumunda çeşitli davalar ile bu ihlalden kendisini koruyabilir, bu ihlal sebebiyle uğradığı zararı tazmin edebilir ve hatta karşı taraf kişilik haklarının ihlali yolu ile herhangi bir kazanç elde etmişse bu kazancı karşı taraftan tahsil edebilir. Bu dava türlerini tek tek inceleyecek olursak

1)KORUMA DAVALARI

Bu davalar bir kişinin kişilik haklarının ihlal edilmesi veya ihlal edilme tehlikesinin ortaya çıkması durumunda kişinin bu ihlalin zararlarından kaçınmak için açabileceği davalardır. Şöyle ki;

1-      Bir kimsenin kişilik hakkı henüz ihlal edilmemiş olsa dahi bir takım fiillerden yakın gelecekte bu tarz bir ihlalin gerçekleşeceği somut olarak anlaşılıyorsa hak sahibi kişi önleme davası açarak muhtemel ihlali önleyebilir. Bu davanın açılması için ihlali yapacak kimsenin kusurlu olması veya söz konusu ihlalin ceza kanunu kapsamına giren bir suç olması gerekmez.

Bu duruma bir örnek vermek gerekirse ‘X’ şirketinin çevreyi kirlettiğine ilişkin gerçeğe aykırı bir reklam hazırlayıp bunu internet sitesinde yayınlamayı planlayan ‘Y’ şirketine karşı ‘X’ şirketi bu davayı açabilir.

2-      Bir kimsenin kişilik haklarına yönelen ve mevcut durumda sürmekte olan bir ihlale karşı hak sahibi kişi durdurma/kaldırma davası açabilir. Bu davanın açılmasındaki amaç süren ihlalin sonlandırılmasıdır. Sadece haksız bir ihlalin varlığı bu davayı açmaya yeterlidir. Ayrıca ihlali yapan kimsenin kusurlu olması veya herhangi bir zararın doğmuş olması gerekmez.

Yukarıdaki örnek üzerinden devam edecek olursak; ‘X’ şirketinin çevreyi kirlettiğine ilişkin gerçeğe aykırı bir reklam hazırlayan ve bunu internet sitesinde yayınlayan ‘Y’ şirketine karşı ‘X’ şirketi bu davayı açabilir.

3-      Bir kimsenin kişilik hakkına karşı ihlal sona ermiş olsa dahi bu ihlalin etkileri hala devam ediyorsa hak sahibi tarafından sona ermiş olan ihlalin tespiti için tespit davası açılabilir. Bu dava yapılmış, yapılan veya yapılacak ihlallerin yalnızca tespiti amacı ile de açılabilir. Ancak bu davanın açılması için önemli olan kişinin önleme veya durdurma davası açamayacak olması yani tespit davası açmada hukuki yararının bulunmasıdır. Zira önlenme veya tespit davasının açılabileceği durumlarda ayrıca tespit davası açmaya gerek yoktur.

2) TAZMİNAT DAVALARI

Kişilik haklarının ihlali genellikle haksız fiil sorumluluğunu doğurmaktadır. Şöyle ki haksız fiiller hukukun onaylamadığı, kişilere madden veya manen zarar veren fiiller olup bir kimsenin maddi veya manevi herhangi bir kişilik hakkının ihlali bu kapsamda değerlendirilecektir.

Haksız fiil Türk Borçlar Kanunu’nun 49. Maddesinde düzenlenmiş olup ‘Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.’ Şeklinde olup bu tanımdan çıkarsak haksız fiilin unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkün olacaktır:

1-      Fiil: Fiil haksız fiil kavramının en temel öğesidir. Nitekim herhangi bir fiil olmaksızın o fiilin haksızlığını, hukuka aykırılığını tartışmanın manası olmayacaktır.

2-      Zarar: Kanun maddesinde de açıkça belirtildiği gibi bir kimsenin sorumluluğunun doğabilmesi için karşısındaki kişiye fiili ile bir zarar vermiş olması, kişinin maddi veya manevi dünyasında bir eksilmeye yol açmış olması gerekmektedir.

3-      İlliyet bağı: söz konusu zarar ile fiil arasında illiyet bağı bulunması şarttır. Zira bir kimsenin kendi fiilinden kaynaklanmayan zarardan sorumlu tutulması mümkün değildir.

4-      Kusur: Sorumluluktan bahsedebilmek için kişinin kusurlu bir şekilde bu fiili gerçekleştirmesi gerekmektedir.

5-      Hukuka aykırılık: söz konusu fiilin yürürlükte olan hukuk kurallarından birini ihlal etmesi gerekir. Aksi halde hukuka uygun bir fiil sebebiyle bir kimsenin cezalandırılması, sorumlu tutulması mümkün değildir.

Tüm bu unsurları taşıyan bir haksız fiilin varlığı tazminat sorumluluğunu doğurmaya yeterli olup kişi maddi veya manevi kişilik haklarının ihlali durumunda maddi veya manevi tazminat davası açabilir.

Maddi Tazminat Davası:

Bir kimsenin internet yayını veya mesajları yolu ile maddi, “para ile ölçülebilen” bir varlığının zarar görmesi halinde hak sahibi kişi maddi tazminat davası açabilir. Bu maddi zarar fiilen bir zarara uğrama veya yoksun kalınan kar şeklinde gerçekleşmiş olabilir.

Kişi internet yolu ile yapılan bir saldırı neticesinde bu saldırıdan kurtulmak için kendisi bir takım ek önlemler alarak fiilen zarara uğramış olabilir veya saldırı nedeni ile mal varlığında herhangi bir eksilme  meydana gelmese dahi ileride elde edeceği artmadan mahrum kalabilir. İnternet yolu ile kişilik haklarının ihlalinde en çok kendini gösteren maddi zarar biçimi yoksun kalınan kardır. Bu durumu yukarıdaki örneğimizle açıklayacak olursak;

‘X’ şirketi yakın zamanda çevre politikaları konusunda çok hassas olan ‘Z’ şirketi ile bir anlaşma yapma aşamasındadır ancak  ‘X’ şirketinin çevreyi kirlettiğine ilişkin gerçeğe aykırı bir reklam hazırlayan ve bunu internet sitesinde yayınlayan ‘Y’ şirketinin bu saldırısı sonucu ‘Z’ şirketi ‘X’ şirketiyle çalışmaktan vazgeçmiştir. Bu durumda ‘Y’ şirketi  ‘X’ şirketinin yoksun kaldığı kar oranında zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

Manevi Tazminat Davası

Bir kimsenin manevi haklarının internet yayınları veya mesajları aracılığı ile ihlal edilmesi durumunda hak sahibi kişi manevi zararının tazmini amacıyla işbu davayı açabilir. Manevi zarar genellikle kişinin söz konusu saldırı nedeniyle çektiği acı, elem, sıkıntı veya utanç olup manevi tazminatın amacı kişinin bu yaşadıkları sonrasında tazminat yolu ile kendisini bir nebze de olsa iyi hissetmesini sağlamaktır.

Bu duruma örnek verecek olursak bir kimseye internet aracılığıyla hakaret edildiği, bir kimse hakkında internet sitelerinde gerçek olmayan bir takım haberler yayınlandığı durumda o kişinin manevi olarak çektiği sıkıntılar nedeniyle uğradığı zararlar nedeniyle ihlali gerçekleştiren kişiye açacağı manevi tazminat davası bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Manevi zarar durumunda kişinin zararının net olarak para ile ölçülmesi mümkün olmadığından hakim, kişilik hakkı ihlal edilen kişinin hangi hakkının ne ölçüde ihlal edildiği, bu ihlalin ağırlığını, çeşidini, ne kadar sürdüğünü, hakkı ihlal edilen kişinin toplumdaki yerini ve bunun gibi diğer başkaca bir çok unsuru göz önüne alarak bir tazminat miktarına hükmetmektedir.

3) VEKALETSİZ İŞ GÖREME DAVALARI

Bu davalar sayesinde kişilik hakları ihlal edilen kişi hakkın ihlali sayesinde karşı tarafın elde ettiği kazancın kendisine iadesini isteyebilir. Bu tür davalarda amaç Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesine göre, vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca “saldırı dolayısıyla elde edilen kazancın” istenmesidir. Kişilk haklarını ihlal eden kişinin söz konusu internet mesajı, yayın veya haber sayesinde normalde elde edemeyeceği bir kazancı elde etmesi sonucunda kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişi bu dava yolu ile söz konusu kazancı elde edebilir.

Bu durumu da bir örnekle açıklayacak olursak; çok bilinmeyen bir internet sitesinin ülkece bilinen, ünlü bir kişi hakkında yaptığı yalan bir haber sebebiyle bilinirliği artmış ve bunun sonucunda da reklam almaya başlamışsa söz konusu ünlü kişi bu dava yolu ile ilgili reklam gelirinin kendisine verilmesini isteyebilir.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Görev:

Hukuk Muhakemeler Kanunu’nun 2. Maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanı bildirilmiş olup;

MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” Denilmiştir. Bu sebeple söz konusu davalarda da görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir.

Yetki:

Hukuk Muhakemeler Kanunu’nun 6. Maddesinde genel olarak yetkili mahkemeler bildirilmiş olup davalı gerçek veya tüzel kişinin yerleşim yeri yetkili kılınmıştır. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 25. Maddesinde bu davalara ilişkin olarak özel bir yetki kuralı getirilmiş olup;

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.” denilmiştir. Bu sebeple kişilik hakları ihlal edilen kişi ister kendi yerleşim yeri ister kişilik haklarını ihlal eden kişinin yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde söz konusu davaları açabilir.

ZAMANAŞIMI

Yukarıda da değindiğimiz gibi söz konusu ihlaller haksız fiil sorumluluğu doğurduğundan bu hukuka aykırı fiiller nedeniyle açılacak tazminat davalarında zamanaşımı Türk Borçlar Kanunu’nun 72.maddesine göre belirlenir.

Buna göre; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” Denilerek iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüş olmakla birlikte söz konusu ihlalin ceza kanunları kapsamında suç teşkil etmesi durumunda zamanaşımı durumunun ceza kanununa göre belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Optimized with PageSpeed Ninja