Mal Rejimi Davaları

AİLE HUKUKUNDA MAL REJİMLERİ VE MAL REJİMLERİNDEN KAYNAKLANAN DAVALAR

Evlilik iki kişinin bir aile kurmak amacıyla kanunların izin verdiği şekilde bir araya gelerek şahitler önünde karşılıklı verilen sözlerle kurulan bir akittir. Tarafların rızalarını belirtmeleriyle evlilik birliği kurulmuş olup bu birlik taraflar arasında kişisel ve mali ilişkiler doğurur. Bu yazımızda evlilik ile eşler arasında kurulan mali ilişkileri değerlendireceğiz.

Eşler arasındaki mali ilişkilerin düzenlenmesine hukukumuzda mal rejimleri adı verilir. Mal  rejiminin söz konusu olabilmesi için öncelikle evlilik birliğinin kanunlarımızda belirlenen şekilde yani resmi bir memur önünde şahitler huzurunda beyanlar verilerek kurulmuş olması gerekir. bu şekil şartı gerçekleşmeden kurulmuş olan ilişkilerde mal rejiminden söz etmek imkansızdır. Örneğin taraflar arasında imam nikahı olması durumunda, aralarındaki ilişkiyi bitirmeleri halinde mal rejiminden söz edilemeyecektir. Bu duruma en çarpıcı örneklerden biri de Şerife Yiğit Davası’dır.[1] Ölen eşinin sosyal haklarından faydalanmak için yaptığı başvurular üzerine merhum ile arasında imam nikahına dayalı yasal olmayan bir evlilik olduğu için başvurusu reddedilen Şerife Yiğit iç hukuk yollarını tüketmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmış ve Mahkemece ‘Mevcut davadaki özel koşullar çerçevesinde AİHM, ölüm yardımları konusunda resmi nikâhlı çiftler ile evli olmayan çiftler arasında gözlemlenen farklı uygulamaların meşru bir amacı gözettiğini, geleneksel resmi nikâhla kurulan ailelerin korunması gibi haklı ve makul bir dayanağının olduğunu dikkate almaktadır (İspanya aleyhine Antonio Mata Estevez davası (karar), no 56501/00, 10 Mayıs 2001).

Bu gerekçelerle AİHS’nin 8. maddesi ihlâl edilmemiştir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,

  • Oybirliğiyle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
  • Üçe karşı dört oyla AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;

KARAR VERMİŞTİR.

SONUÇ OLARAK MAL REJİMİNİN VARLIĞI İÇİN KANUNLARA UYGUN KURULMUŞ BİR EVLİLİK BİRLİĞİNİN VARLIĞI ESASTIR.

Kanunumuzun Mal Rejimi ile ilgili hükümleri medeni hukukumuz açısında tam anlamıyla yeni hükümlerdir. Zira önceki medeni kanun döneminde İsviçre Medeni Kanunu’ndaki mal rejimine ilişkin tüm hükümler alenen alınmış, mal birliği, mal ayrılığı ve mal ortaklığı şeklinde üç farklı mal rejimi sistemi insanlara sunulmuştur. Bunlar arasından her ne kadar mal birliği sistemi İsviçre’nin yasal mal rejimi sistemi de olsa bizim ülkemizde yasal mal rejimi olarak uygulanması ülkenin Osmanlı Devleti’nden beri geliştirdiği zihniyete uymayacağından Kanunumuzda mal ayrılığı yasal mal rejimi olarak belirlenmiştir.

Mal ayrılığı rejimi uyulama açısından kolay bir rejim olmasına rağmen ülkemizde uygulama eksiklikleri sebebiyle sıkıntılar yaratan bir sistem haline gelmiştir. Özellikle Yargıtay’ın rejimin tasfiyesi sırasında yaptığı daraltmalar sıkıntıları artırmıştır. Özellikle ülkemizde çoğu malın erkeklerin üzerinde olması ve Yargıtay’ın katkı payının söz konusu olabilmesi için net bir miktarla yapılan somut bir katkı araması nedeniyle üretimde olmayan, eviyle ilgilenip belirli bir getirisi olmayan kadınlar boşanma sırasında pay alamaz hale gelmiştir. Bu sebeple rejimin çokça eleştirilmesi üzerine 01.01.2002 tarihinde kabul edilen 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile mal rejimi türleri çoğaltılmış, yasal mal rejimi değiştirilmiş ve bugüne kadar uygulanan ‘mal ayrılığı ‘rejiminden Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine geçilmiştir.

Peki yasal mal rejimi ile seçimlik mal rejimi arasındaki fark nedir?

YASAL MAL REJİMİ-SEÇİMLİK MAL REJİMİ AYRIMI

Yukarıda da belirttiğimiz gibi eşler arasındaki mali konuları düzenleyen sistem mal rejimidir. Dünyanın birçok yerinde farklı niteliklerde mal rejimi sistemleri mevcut olmakla birlikte devletlerce taraflara mal rejimi seçme konusunda serbestlik tanınırken yine de taraflara çok geniş bir alan bırakmadan Anglosakson ülkelerde dahi mal rejimi konusunda bir çerçeve belirlenerek tarafların seçme hakkı belli sınırlar çizilerek sınırlandırılmıştır. Evlilik birliğinin tarafları ancak bu sınırlar içerisinde seçim yapma hakkına sahiptir.

I)YASAL MAL REJİMİ

Mal rejimleri bazen seçimden bazen de doğrudan kanundan kaynaklı olabilir. Şöyle ki eşler evlenmeden önce veya evlilik birliği içerisinde aralarında bir mal rejimi sözleşmesi yaparak veya evlilik sırasında yazılı olarak beyanda bulunmak sureti ile aralarındaki mal rejimini seçmekte serbesttirler. Ancak kanunun öngördüğü herhangi bir rejimi seçmemiş olmaları halinde kanundan ötürü tabi olacakları rejime yasal mal rejimi denir. bu durumda açıktır ki kanun eşlere seçme özgürlüğünün yanı sıra bir yükümlülük yüklemiş, aralarındaki mali ilişkinin muhakkak bir rejime tabi olmasını sağlamıştır.

‘Yukarıda da belirttiğimiz gibi 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak belirlenmiştir.’

TMK MADDE 202: Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.

a)Mal Ayrılığı Rejimi: Kısaca anlatmak gerekirse mal ayrılığı rejimi herkesin kendi mal ve borçlarından sorumlu olması ve evlilik birliği sona erdiğinde malların paylaşılmamasını, ancak eşlerden biri diğerinin malına somut, para ile ölçülebilir bir katkıda bulunmuş ise bu katkısının alınmasını sağlayan rejim tipidir. Önceki kanun döneminde mal ayrılığı rejimi bizim gelenek ve göreneklerimize daha uygun olduğu gerekçesiyle yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir.

Zira eski Medeni Kanunumuzda düzenlenmiş olan mal rejimlerinden hiçbiri evli kadının menfaatini gerektiği ölçüde korumaya elverişli olmayıp daha adil bir mal rejimi usulünün varlığını gerektirmekteydi. Bunu üzerine memnuniyetle belirtmek gerekir ki yeni kanun döneminde bu daha adil bir rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edildi.

b)Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi: Aşağıda daha ayrıntılı olarak açıklanacak olup özetlemek gerekirse edinilmiş mallara katılma rejimi eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları üzerine kurulu olan ve evlilik birliğinin bitimi sırasında her eşin diğerinde bulunan kişisel malını ve edinilmiş maldaki payını almasıdır.

Bu rejimin kabulü ile özellikle aktif olarak üretimde bulunmayan ve emeğini evi için harcayan kadının evlilik birliğinin bitimi sırasında emeklerinin karşılığını alması sağlanmış, evlilik birliği bittiğinde Prof. Tekinay’ın da dediği gibi on parasız olarak koca evinden ayrlmasının önüne geçilmiştir.

B)SEÇİMLİK MAL REJİMİ

Medeni kanunda eşlerin mali ilişkileri düzenlenirken tek bir mal rejimi sistemi kabul edilmemiş, kanun koyucu eşlere seçenekler sunmuştur. Bunlar yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin yanında mal ayrılığı rejimi, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ve mal ortaklığı rejimidir. Ancak tekrar belirtmekte fayda vardır ki kanun koyucu tarafından eşlere tanınan bu serbestlik herhangi bir mal rejimi yaratabilme serbestisi değil, sunulan rejimlerden birini seçme serbestisidir. Bunun sonucu olarak da eşlerin kendi aralarında herhangi bir sözleşme ile karma bir mal rejimi yaratmasının önüne geçilmiştir.

TMK MADDE 203: Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

İşte eşlerin yasal mal rejimi dışında başka bir mal rejimi yapması mal rejimi sözleşmesi ile mümkün olup eşler tarafından seçilen bu rejim seçimlik mal rejimidir.

1.MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ    

Eşler aralarındaki mal rejimini evlenmeden önce ve evlendikten sonra yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile veya evlilik sırasında verecekleri bir yazılı beyan ile belirleyebilir veya değiştirebilir.

Mal rejimi sözleşmesi şekil şartına bağlı iki taraflı bir hukuki işlemdir. Bu sebeple Türk Medeni Kanunu’nun 204. Maddesine göre mal rejimi sözleşmesi yapmak, onu değiştirmek veya feshetmek isteyen kimsenin ayırt etme gücüne sahip olması şarttır.

Ayrıca Mal rejimi sözleşmesi yapmak kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu için bizzat eşler tarafından yapılması gereklidir ve şekil bakımdan sıkı şekil şartlarına sahiptir.

TMK MADDE 205: Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.

Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.

Yukarıdaki maddeden anlaşılacağı üzere eşler arasında geçerli bir mal rejimi sözleşmesinden bahsedebilmek için resmi şekilde yani noter önünde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmış bir sözleşme olması şarttır.

Ayrıca mal rejimi sözleşmesi evlilik boyu değiştirilebilir. Ancak her değişiklik ileriye yönelik sonuç doğuracaktır. Sözleşme yeni bir sözleşme yapılıncaya, mal rejimi sona erinceye veya mahkemece değiştirilinceye kadar geçerlidir.

C) OLAĞANÜSTÜ MAL REJİMİ

Medeni Kanunda eşlere mal rejimini değiştirme konusunda özgürlük sağlanmış olsa bile bazı hallerde mevcut rejimin hakim kararı ile başka bir rejime dönüşmesi de söz konusu olabilir. Kanun bu halleri olağanüstü mal rejimi olarak isimlendirir.

1)MAL AYRILIĞI REJİMİNE DÖNÜŞME

Bu dönüşüm eşlerden birinin istemi ile mümkün olabileceği gibi(TMK md206 ve devamı) mal ortaklığı rejiminin TMK md 209 ve devamında sayılı hallerde mal ayrılığına dönüşmesi şeklinde olabilir. Dönüşüm hakim kararıyla veya kendiliğinden gerçekleşebilir.

a)Kendiliğinden Dönüşme: TMK md 209’a göre Mal ortaklığını kabul etmiş olan eşlerden birinin iflasına karar verildiği takdirde, ortaklık kendiliğinden mal ayrılığına dönüşür.

Eşler arasında evvelce seçilmiş olan mal rejiminin mal ortaklığı olması halinde bu rejim eşlerden birinin iflasına karar verilmesi ile kendiliğinden mal ayrılığı rejimine dönüşür.

b)Hakimin Kararı İle Dönüşme: Mevcut rejimin hakimin kararı ile mal ayrılığına dönüştürülmesidir. Bunun için eşlerden birinin veya bir alacaklının istemde bulunması gerekir.

aa)Eşlerden Birinin İstemi İle: TMK md206/1’e göre Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.

Kanun maddesinden de anlaşılacağı haklı bir sebep olması halinde eşlerden birinin istemiyle hakim rejimin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir. Ancak hangi sebebin haklı sebep olduğu hakimin takdir yetkisine bağlı olmakla birlikte aynı maddenin ikinci fıkrasında örnek olarak bir kısım haklı sebepler sayılmıştır. Yani hakim örnek mahiyetindeki bu sebeplerle bağlı olmayıp bunlara benzer başka sebepleri de haklı sebep sayabilir.

TMK md 206/2: Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:

  1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
  2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
  3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
  4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,
  5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Ayrıca yine aynı maddenin 3.fıkrasına göre ‘Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

bb)Alacaklının İstemiyle: Türk Medeni Kanunu’nun 210.maddesine göreMal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunan alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.

Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir.

Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.

Bu hükümle kanun koyucu mal ortaklığını kabul etmiş eşlerin alacaklılarını korumayı amaçlamıştır.

2)ÖNCEKİ REJİMİN TASFİYESİ

Eşler arasında yukarıda açıklandığı gibi olağanüstü mal rejimine geçilmesi halinde bu geçiş ileriye dönük olarak yapılmış olacak ve önceki mal rejiminin tasfiyesi gerekecektir. Bu tasfiye de kanunda aksine hüküm bulunmadığı süreci önceki mal rejimine ilişkim düzenlemelere göre yapılacaktır.

3) MAL AYRILIĞINA GEÇİŞTEN DÖNME

Mevcut mal rejiminden mal ayrılığına geçişi gerektiren hallerin sona ermesi durumunda hakim eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.

  1. II) MALLARIN DİĞER EŞ TARAFINDAN YÖNETİLMESİ

Kural olarak eşler arasında hangi mal rejimi mevcut olursa olsun her eşin kendine ait malı yönetmesi esastır. Ancak bununla birlikte bir eş sahip olduğu mal veya malvarlığı değerini bizzat yönetmek istemeyebilir. Bu durumda hakkını diğer eşe bırakması gündeme gelebilecektir. Bu da eşler arasında yapılacak hukuki bir işlem ile gerçekleşebilir.

Kanun koyucu eşin malvarlığının yönetimini diğer eşe bırakması durumunda aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümlerinin uygulanacağını öngörmüştür.

III) EŞLER ARASINDAKİ BORÇLAR

Eşler arasında var olan borçların muaccel olması mal rejimin varlığıyla önlenemez. Ancak bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi evlilik birliğinin varlığını tehlikeye düşürecek derecede güçlüğe sokacaksa bu eş borcunu yerine getirmek için kendisine uygun bir süre verilmesinin isteyebilir. Bu durumda borçlu eş duruma ve şartlara göre güvence göstermekle yükümlü kılınabilir. Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 217.maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte tüm mal rejimi sistemleri için geçerlidir.

Bunun yanı sıra Türk Borçlar Kanunu’nun 153.maddesine göre eşlerden birinin diğerinden olan alacağı hakkında zamanaşımı evlilik birliği süresince işlemeye devam etmez, durur.

  1. IV) ENVANTER YAPILMASI

Türk Medeni Kanunu’nun 216.maddesine göre eşlerden biri her zaman diğerinden mallarının resmi senetle envanterinin yapılmasını isteme hakkına sahiptir. Bu envanter, malların getirilmesini izleyen bir yıl içinde yapılmışsa aksi kanıtlanmadıkça yapılan envanterin doğru olduğu kabul edilir.

Ancak şunu belirtmekte fayda vardır ki eğer mallardan birinin eşlerden hangisine ait olduğu bilinemiyorsa o mal paylı mal olarak kabul edilir.

*********

Buraya kadar mal rejimlerine genel olarak bir giriş yaptık. Daha önce de belirttiğimiz gibi kanunumuzda 2 farklı mal rejimi düzenlenmiştir. Bunlar;

  • Edinilmiş mallara katılma rejimi
  • Mal ayrılığı rejimi
  • Mal ortaklığı rejimi
  • Paylaşmalı mal ayrılığı rejimidir.

Bu dört rejimden mal ortaklığı rejimi ile paylaşmalı mal ayrılığı rejimi halk tarafından pek tercih edilen rejimler olmamakla birlikte hukuk hayatında çok sık karşımıza çıkmadığından bu yazı içerisinde açıklanmayacaktır. Ancak daha önceki yasal mal rejimimiz mal ayrılığı rejimi ile günümüzdeki yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi çok sık karşımıza çıktığından bu iki rejimi de ayrıntılı olarak incelemekte yarar vardır.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

Eski medeni kanunda yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejiminin özellikle evlilik birliği içinde çalışmayan kadınların mali haklarını zedelemesi üzerine 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk  Medeni Kanunu ile edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiş ve böylece adaletli bir şekilde emeğini evine harcayarak evlilik birliğini devam ettiren kadının da evlilik birliğinin sona ermesinde mali hakları korunur hale getirilmiş olmuştur.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olarak kabul edilmesi üzerine o tarihte zaten evli olan vatandaşlara belli bir süre tanınmış ve bu süre içerisinde isterlerse noterde yapacakları bir düzenleme ile aralarındaki mal rejiminin mal ayrılığı olarak kalmasını sağlayabilme veya edinilmiş mallara katılma rejiminin evlilik birliğinin başından itibaren geçerli olmasına karar verme hakkı tanınmıştır. Mal rejimi sözleşmelerinin ileriye yönelik sonuç doğurmasının tek istisnasını da bu durum oluşturmaktadır.

Hiçbir seçim yapmayan tarafların ise mal rejimi evlilik birliğinin kurulduğu tarihten 01.01.2002’ye kadar mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002’den sonra ise edinilmiş mallara katılma rejimi olarak devam edecektir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin temeli evlilik birliği boyunca eşlerin edindikleri tüm mallarda hak sahibi olmalarına dayanmaktadır. Ancak bu hak ayni bir hak değil, bir alacak hakkıdır ve evlilik birliği devam ettiği sürece eşin alacak hakkının diğer eşin tasarruf yetkisi üzerinde herhangi bir kısıtlayıcı etkisi bulunmamaktadır.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin temelinde mal ayrılığı rejimi yatmaktadır. Şöyle ki tasfiyeye kadar her eşin kişisel malı ile birlikte evlilik birliği boyunca emek karşılığı olarak edindiği edinilmiş mal da şahsına ait olup tasfiye sırasında bu edinilmiş mallarda diğer eşin alacağı ortaya çıkmaktadır. Ancak edinilmiş mallara katılma rejiminin, mal ayrılığı rejiminden ayrıldığı en önemli özellik tasfiyede eşlerin birbirinin belirli mal varlığı değerleri üzerinde alacak hakkına sahip olmalarıdır. Bu özellik edinilmiş mallara katılma rejiminin bir tasfiye rejimi olarak nitelendirilmesine de neden olmaktadır.

I)MAL TÜRLERİ

Bu mal rejiminde eşlerin malları edinilmiş mallar, kişisel mallar ve paylı mallar olarak ayrılmaktadır.

A)EDİNİLMİŞ MALLAR

Türk Medeni Kanunu’nun 219.maddesine göre edinilmiş mallar her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bir malın edinilmiş mal sayılabilmesi için iki koşul vardır; malın mal rejimi sürecinde edinilmiş olması ve emek karşılığı edinilmiş olması

a)Mal Rejimi Sürecinde Edinilme: bir malvarlığı değerinin edinilmiş mal sayılabilmesi için edinilmiş mallara katılma rejiminin başladığı andan sona erdiği ana kadar geçen süreç içerisinde edinilmiş olması gerekir.

b)Emek Karşılığı Edinilme: bir malvarlığı değerinin edinilmiş mal sayılabilmesi için belli bir emek karşılığı edinilmiş olması gerekir. bu şart edinilmiş mallara katılma rejiminin temelini oluşturmaktadır. Zira kanuna göre bir eşin emeği ile edindiği mal veya malvarlığı değerinde diğer eşin de belli ölçüde katkısı olduğu kabul edilmektedir.

Medeni Kanun bir eşin edinilmiş mallarının neler olduğunu 219.maddesinin 2.fıkrasında beş bent olarak sıralamıştır:

TMK md 219/2: Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

  1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  4. Kişisel mallarının gelirleri,
  5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Çalışma karşılığı elde edilen edimler her ailede görülebilen, eşlerden her birinin çalışması sonucu elde ettiği ücretten, maaştan veya serbest meslek kazanımından artırarak elde ettiği edinimlerdir. Örneğin eşin aylık kazancı ile satın aldığı televizyon edinilmiş bir maldır.

Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler ile çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar ‘yaşam deneyimlerine göre evlilik süresince olağan veya düzenli olan gelir kaynakları değildir.’[2] Ancak yine mal rejimi sürecinde edinilmiş ve belli bir emek olması sebebiyle kişiye yapılan ödemeler olduğu için edinilmiş mallardandır.

Kişisel malların gelirleri bir eşin kişisel malının mal rejimi sürecinde getirdiği gelirlerdir. Örneğin eşlerden birine miras kalan bir bağdan toplanıp satılan üzümlerin bedeli edinilmiş maldır.

Edinilmiş malın yerine geçen mal bir eşin evlilik birliği içerisinde edindiği edinilmiş malı satıp oradan gelen bedelle başka bir mal edinmesi durumunda edinilen maldır.

Bunların yanı sıra Medeni Kanun’a göre Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilmiş, böylelikle de adi bir karine oluşturulmuştur.

B)KİŞİSEL MALLAR

Bir eşin kişisel malları kanundan veya sözleşmeden ötürü kişisel mal olabilir.

a)Kanundan Kaynaklı Kişisel Mallar: Türk Medeni Kanunu’nun 220.maddesinde kanundan ötürü kişisel mallar sayılmıştır.

TMK md 220: Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

  1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
  2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
  3. Manevi tazminat alacakları,
  4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

b)Sözleşmeden Kaynaklı Kişisel Mallar: bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 221.maddesinde açıklanmıştır. Şöyle ki;

TMK md 221: Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

C)PAYLI MALLAR

Yukarıda açıklanan iki tür malın yanı sıra üçüncü bir mal türü olan paylı mallardır. Kanuna göre bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden eş bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Ancak eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mal her iki eşin de paylı malı olarak kabul edilir. Yine burada da adi bir karine oluşturulmuştur.

*

Mal türlerinden bahsettik ancak iki tip mal varlığının mal rejiminde konum ve tasfiyesine ilişkin ayrıca açıklama yapmakta fayda vardır. Bunlar emekli ikramiyesi, OYAK ödemeleri ile şirket paylarıdır.

A)EMEKLİ İKRAMİYESİ/ OYAK ÖDEMELERİNİN MAL PAYLAŞIMINDA SOMUT DURUMU

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Türk Medeni Kanunu’nun 219.maddesinin 2.fıkrasında eşlerin edinilmiş malları şunlardır denilerek ‘Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler’ edinilmiş mallardan sayılmıştır. Bu sebeple emekli ikramiyeleri ve OYAK ödemeleri eşlerin edinilmiş mallarından olacaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta bu ödemenin yapıldığı tarihtir. Zira evlenmeden önce alınan ödemeler eşin kişisel malı sayılacak ve mal rejimine konu edilemeyecektir. Aynı şekilde bu ödemelerin mal rejiminin sona ermesinden sonra yapılması halinde statüleri yine kişisel mal olacaktır. Zaten bir malın edinilmiş mal sayılabilmesi için yukarıda da bahsettiğimiz üzere taşıması gereken şartlardan biri malın evlilik birliği içerisinde edinilmiş olması olduğu için bu ayrım oldukça mantıklıdır.

Bunun yanında Yargıtay’ın da yerleşik içtihatları bu yönde olup Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2015/16958 K. 2015/21471 30.11.2015 tarihli kararında ‘4721 sayılı TMK’nun “edinilmiş mallar” başlıklı 219. maddesinin 2. fıkrasında, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemelerin edinilmiş mal grubundan sayıldığı belirtilmiştir. 228/2. madde de ise, eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden ödemenin açıklanan yöntemle hesaplanan peşin sermaye çevrilmiş değeri, emekli olan eşin kişisel malı sayılır. Sosyal yardım kurum ve kuruluşlarından yapılan toplam ödemenin, kişisel mal sayılan bu miktar (mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden günlük irat şeklindeki toplam ödemelerin peşin sermayeye çevrilmiş değeri) çıkarıldıktan sonra, kalan miktar edinilmiş mal kabul edilerek tasfiyeye sırasında göz önünde bulundurulur.’ Denilmektedir.

B)ŞİRKET PAYLARININ MAL REJİMİNDE SOMUT DURUMU

Şirket paylarının mal rejimindeki durumunu anlayabilmek için öncelikle bu payın nasıl elde edildiğine, elde edildiği tarihe bakılması gerekir.

Bir şirkette pay elde edilmesi aslen kazanma ve devran kazanma şeklinde iki tip kazanma yolu vardır. Bu iki tip kazanmayı da ayrı ayrı incelemek gerekir.

 

 

1)Aslen Kazanma

Aslen kazanma daha öncesinde başkasına ait olmayan bir şirket payının iktisap edilmesidir. Bunun içinde farklı yollar mevcuttur. Örneğin yeni bir şirketin kurulması, şirketlerin birleşmesi, bölünmesi veya sermaye artırılması hallerinde aslen kazanma söz konusu olacaktır. Aslen kazanma tarihinin evlilik birliğinin başlamasından önce olması halinde elde edilen pay kişisel mal sayılacak ve diğer eşin bu pay üzerinde herhangi bir alacak hakkı bulunmayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki Türk medeni Kanunu’nun 219.maddesine göre kişisel malların gelirleri edinilmiş mal sayılmaktadır. Bu sebeple pay her ne kadar evlilik birliğinin kurulmasından önce elde edilmiş olsa da bu paydan elde edilen gelirler edinilmiş mallardan sayılacak ve eşlerin bu mal üzerinde alacak hakkı olacaktır.

Aslen kazanmanın evlilik birliği içerisinde, mal rejimi sürerken gerçekleşmiş olması halinde ise bu kazanmanın sağlanması için eşin ortaya koyması gereken sermayenin geldiği yere bakmak gerekir. Örneğin bir şirketin kurulması sırasında kurucular belli bir sermayenin ödenmesini taahhüt ederler. Kurucu eşin koyacağı sermayenin kaynağı o payın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olacağını belirler. Söz gelimi söz konusu sermaye kişilerin evlilik birliği içerisinde satın aldıkları evi satmaları sonucu elde etikleri bedelin şirkete katılması şeklinde oluşa burada edinilmiş bir maldan gelen gelirle pay sahibi olunduğu için artık bu pay edinilmiş mallardan olacaktır. Aynı şekilde sermayenin kaynağının kişisel mal olması halinde pay kişisel mal sayılacak ve sadece bu paydan elde edilen gelirler edinilmiş mal statüsünde olacaktır.

2)Devren Kazanma

Devran kazanma sahipli bir payın başkasına devredilmesi halinde devralan kişinin pay kazanması halidir. Öncelikle yukarıda da değindiğimiz gibi devrin evlilik birliğinin kurulmasından önce gerçekleşmesi halinde elde edilen pay kişisel mallardan sayılacak ve yalnızca bu paydan elde edilen gelir edinilmiş mal statüsünde olacak, eşin bu gelir üzerinde bir alacak hakkı doğacaktır. Ancak mal rejimi sürerken gerçekleşen bir devren kazanma olursa burada yine devrin kaynağına bakmak gerekecektir.

Devren kazanma devir sözleşmesiyle, miras yoluyla veya cebri icra yolu ile gerçekleşebilir. Bu durumda elde edilen payın statüsü değişecektir. Şöyle ki;

Devir sözleşmesiyle bir payın kazanıldığı durumda bu devir için gerekli bedelin eşlerin hangi mal grubundan karşılandığı o payın statüsü konusunda belirleyici olacaktır. Örneğin edinilmiş mal grubundan gelen bir gelirin bedel olarak ödenmesi sonucu devralınan pay yine edinilmiş mallardan sayılacak ve diğer eşin bu pay üzerinde bir alacak hakkı bulunacaktır. Ancak eğer bedel kişisel maldan karşılanmışsa bu pay kişisel bir mal olacak ve eşin yalnızca o payın getirdiği gelir üzerinde bir alacak hakkı olabilecektir.

Devren kazanmanın miras yoluyla olması da mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nun 220.maddesine göre ‘Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri’ kişisel mallardan sayılacağı için devren kazanma miras yolu ile gerçekleşmişse elde edilen pay kişisel mal olacak ve diğer eş yine sadece bu paydan gelen gelir üzerinde alacak hakkına sahip olabilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken bir kural miras yoluyla kazanmaların karşılıksız kazanım olması nedeniyle kişisel mal olduğudur. Yani söz gelimi ivazlı bir miras sözleşmesinin varlığı halinde ivazın ödendiği mal grubu yine belirleyici olacaktır.

Bir şirket payının cebri icra yoluyla kazanılması da mümkündür. Ancak bunun için İcra İflas Kanunu gereği o pay için bir ihale düzenlemiş olması ve karşılığında bir bedel ödenmesi gerekir. Bu durumdan bu bedelin sağlandığı mal grubu yine belirleyici olacak, elde edilen pay bu mal grubuna göre statü kazanacaktır.

2.YÖNETİM, YARARLANMA, TASARRUF

Türk medeni Kanunu’nun 223.maddesine göre ‘Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.Yani bir eş evlilik birliği kurulmadan önce edindiği bir malı nasıl kendisi yönetebiliyorsa, edinilmiş mallara katılma rejimi sürecinde kendi geliriyle elde ettiği malı da aynı şekilde yönetme yetkisine sahiptir.

Aynı durum yararlanma ve tasarrufta bulunma için de geçerlidir. Bir eşin mülkiyeti kendisine ait olan maldan yararlanması diğer eşin rızasına bağlı değildir. Ancak tasarruf konusunda kanunda ayrıca belirtilmiş bir durum vardır ki 223.maddesinin 2.maddesine göre Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz. Ancak belirtmek gerekir ki burada aksine bir anlaşma yapılarak diğer eşin rızası olmaksızın tasarrufta bulunmak mümkündür.

3.MAL REJİMİN SONA ERMESİ

Edinilmiş mallara katılma rejimi 4 şekilde sona erer. Bunlar;

a)Eşlerden birinin ölümü: Mal rejimi eşlerden birinin ölümü anında kendiliğinden sona erer.

b)Başka bir mal rejimine geçilmesi: yukarıda da değindiğimiz gibi eşler istedikleri zaman mensup oldukları mal rejimini değiştirmekte özgür oldukları için yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle mal rejimini değiştirdikleri anda mevcut mal rejimi sona erer.

c)Evliliğin boşanma veya iptal nedeniyle sona ermesi: Mevcut mal rejimi mahkemece verilecek bir boşanma veya evliliğin iptali kararının kesinleşmesi ile dava tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde sona erer. Burada dikkat edilmesi gereken husus mal rejiminin kararın kesinleştiği tarih değil davanın açıldığı tarihte mal rejiminin sona erdiği kabul edilir. Ancak mahkemece boşanma davasının veya evliliğin iptali davasının reddedilmesi halinde mal rejimi sona ermemiş gibi devam edecek ve bu dava sürecinde edinilen mallar da edinilmiş mal sayılacaktır.

d)Mevcut mal rejiminin hakim kararıyla mal ayrılığına dönüşmesi: bu konuya yukarıda yeterince değinmiştik. Bu sebeple tekrara düşmemek adına tekrar değinmiyoruz. Ancak unutulmaması gereken bir noktayı tekrar belirtmek gerekir ki hakim yürütülmekte olan edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüşmesine karar verdiğinde bu karar da dava tarihinden itibaren geçerli olacaktır.  

4.MAL REJİMİNİN TASFİYESİ

Mal rejiminin yukarıda belirttiğimiz sebeplerden herhangi biriyle sona ermesi halinde artık mal rejiminin tasfiyesine geçilir. Tasfiye aşamasında öncelikli olarak her eş diğer eşte bulunan malını geri alır.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2009/1623 Esas 2009/4189 Karar sayılı 15.09.2019 tarihli ilamında Başka mal rejimini seçmediklerinden aralarında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. TMK.nun 223/1. maddesi hükmü uyarınca, her eş yasal sınırları içerisinde kişisel mallarıyla edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. 226/1. maddeye göre de, her eş diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Edinilmiş mallara katılma rejimi eşlerin kişisel mallarını aynen ya da bedellerini istemelerine engel değildir. Eşler, kişisel mallarıyla ilgili isteklerini rejim sona ermeden, tasfiye söz konusu olmadan da ileri sürebilirler, bu istek mal rejiminin tasfiyesi halinde istenebilecek “Değer artış payı” veya “Artık değere katılma alacağı” olarak değerlendirilemez. Bu isteğin esası hakkında taraf delilleri toplanıp hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle reddi usul ve yasaya aykırıdır.’ Denmiştir.

Daha sonrasında edinilmiş mallara katılma rejimi sebebiyle eşlerin birbirinden talep edebilecekleri alacak hakları katılma alacağı ve değer artış payıdır.

A)DEĞER ARTIŞ PAYI

Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın kendi mal varlığından katkıda bulunmuş ise tasfiye sırsında bu malda ortaya çıkan değer artışından katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Bu alacak o malın tasfiyesi sırasındaki değerine göre hesaplanır. Ancak bir değer kaybının söz konusu olması durumunda katkının başlangıçtaki hali esas alınacaktır. Böylelikle eşin mala katkısı her daim korunmuş olacaktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması haline hakim diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

B)KATILMA ALACAĞI

Katılma payı alacağı edinilmiş mallara katılma rejimine özgü bir alacak olup tarafların edinilmiş malları üzerinde iddia edebilecekleri bir haktır. Bu payın varlığından bahsedebilmek için değer artış payı ve katkı payının aksine taraflardan birinin diğerinin malı için herhangi bir harcama yapması, katkıda bulunması şartı aranmamaktadır. Bu alacak tamamen kanundan doğan bir alacak olup söz konusu malın edinilmiş mallardan olması bu alacağın doğması için yeterlidir. Eski Medeni Kanun döneminde katkı payından bahsedebilmek için kadının somut bir katkısının aranması halinde çalışmayan eşin evi için harcadığı emeğinin bir karşılığı olmaması halinin aksine edinilmiş mallara katılma rejimi ile çalışmayan eşin emeklerinin karşılığı olarak, gelir getirici bir çalışması olmamasına rağmen, edinilen mal üzerinde hak sahibi olması sağlanmıştır.

Toplumumuzda yaygın olan bir yanlış inanış vardır ki eşler evlilik birliği içerisinde alınan malın yarısının mülkiyetinin kendilerine ait olduğunu düşünmektedirler. Ancak bunun aksine mal rejiminden doğan alacaklar ayni bir alacak olmamakla birlikte malın değerinin yarısı da eşe ait olmayacaktır. Eşlerin katılma payı ise artık değerin yarısı veya eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle belirledikleri orana göre alabilecekleri paydır. Peki katılma payı nasıl belirlenecektir?

Tasfiye sırasında öncelikle tarafların ellerinde bulundurdukları mallar türlerine göre sınıflandırılır. Sonrasında taraflar birbirlerinde bulunan kişisel mallarını sahibine geri verir. Bunun üzerine geride kalan edinilmiş mallar üzerine öncelikle varsa belirli eklemeler ve denkleştirme yapılır. Bu eklemelerin neler olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 229.maddesinde iki bent olarak sayılmıştır. Buna göre eklenecek değerler:

  1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
  2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirlerdir.

Denkleştirme ise Türk Medeni Kanunu’nun 230.maddesinde açıklanmıştır. Buna göre ‘Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.’ Yani edinilmiş mallardan kişisel mallara giden miktar denkleştirme yapılarak edinilmiş mallara eklenir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2014/24613 Esas 2015/19279 Karar sayılı 27.10.2015 tarihli ilamında; Dava konusu 806 parsel sayılı taşınmaz 18.06.2003 tarihinde satış yoluyla davalı adına tapuda kayıtlı olup, bu taşınmazın satın alınma tarihi itibariyle taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davalı vekili 24.12.2007 tarihli dilekçesiyle bu taşınmazı, Veterinerler sitesi olarak bilinen .. köyünde vekil edeni adına kayıtlı bulunan 18083 ada 1 parseldeki dairesini satarak elde ettiği parayla satın aldığını savunmuştur. Davalı vekilinin savunmasında belirttiği tapu kaydı ve tedavülleri getirtilmiştir. 18083 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, 9 numaralı bağımsız bölüm 27.08.2001 tarihinde satın alma yoluyla davalı adına tapuda kayıtlı iken, 24.07.2002 tarihinde üçüncü şahsa davalı tarafından satış suretiyle devredildiği, tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır. TMK’nun 222.maddesinin son fıkrasına göre; bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Bir malın eşlerden birine ait olduğunun ispat yükü TMK’nun 6 ve 222. maddesine göre iddia edene aittir. Davalı eş, davaya konu 18.06.2003 tarihinde satın aldığı dava konusu 806 parsel sayılı taşınmazın, kişisel malı olan 18083 ada 1 parseldeki 9 numaralı dairesinin 24.07.2002 tarihinde satışından gelen parayla alındığını, başka bir anlatımla kişisel malının yerine geçen değer olduğunu ileri sürmüştür. Dosyaya sunulan Türkiye İş Bankası A.Ş … Şubesinde bulunan ve davalıya ait olduğu anlaşılan .. nolu hesabın ekstrelerine göre kişisel mal olan 18083 ada 1 parselin satış tarihi 24.7.2002 tarihinde anılan hesaba E.. Ö.. tarafından 42.165.780.360 TL para gönderildiği, Emin’in taşınmazı satın alan yeni maliklerin babası olduğu, kişisel malın satışından gelen bu paranın fon hesabına yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bu bedelin dava konusu taşınmazın alımında kullanılmış olduğu sabit olmakla yapılacak hesapta davalıya ait kişisel mal olarak değerlendirilmesi gerekir. denmiştir. Bu şekilde denkleştirme yapılır.

Böylelikle elde edilen değer artık aktif değerdir. Bu aktif değerden malın borçlarının ve karşı tarafın değer artış payının çıkarılması sonucu elde edilen değer ise artık değerdir ve yukarıda da belirttiğimiz gibi artık değerin ikiye veya mal rejimi sözleşmesiyle belirlenen orana bölünmesi ile elde edilen miktar tarafın katılma payı alacağıdır.

C)ALACAKLARIN TAKASI

Eşlerin artık değere katılması düzenlenirken karşılıklı alacaklarının takas edileceği de hükme bağlanmıştır. Buradaki takas Borçlar Kanunu’ndaki takastan farklı olarak hakimce resen dikkate alınır, taraflardan birinin bu yönde rızasını göstermesine gerek yoktur. Hesaplamalar sonucu karşılıklı alacaklar takas edildikten sonra alacaklarının hepsi borçlarına mahsup edilen taraf açığı kalan tarafa ödeme yapmakla yükümlü olacaktır.

D)PAYLI MÜLKİYETİN TASFİYESİ

Paylı bir mal olması halinde taraflar malı paylarına göre tasfiye edecektir. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 226.maddesinin 2.fıkrasında Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere bir eş tasfiye sırasında paylı malın tamamının bölünmeden kendisine özgülenmesini isteyebilir. Ancak bunun için iki şartın gerçekleşmesi gerekir ki onlar da:

  • İstemde bulunan eşin paylı malın tamamına sahip olmakta diğer eştem daha üstün bir yararının bulunduğunu ispat etmesi
  • Diğerinin payının karşılığını ödemesidir.

Böylelikle kanun koyucu eşe bir yasal alım hakkı tanımıştır.

 

MAL AYRILIĞI REJİMİ

Mal ayrılığı rejimi 743 Sayılı eski Medeni Kanun döneminde yasal mal rejimi olarak belirlenen rejimdir. Ancak 4721 Sayılı yeni Medeni Kanun’da yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejiminin belirlenmesi ile mal ayrılığı rejimi artık seçimlik mal rejimlerinden biri olmuştur.

Bu rejimin isminden de anlaşılacağı üzere esas olan her eşin malının kendisine ait olması, yasal sınırlar içerisinde kendi malı üzerinde mülkiyet, yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahip olmasıdır.

Bu rejimde bir eşin evlenmeden önce sahip olduğu malın mülkiyeti evlenmeyle diğer eşe geçmeyeceği gibi bu maldan elde edilen gelirler de malın sahibi olan eşe ait olacaktır. Yani bu mal rejiminde her mal kişisel maldır. Ancak bu rejimde eşlerden her ikisine de ait olan paylı mallar da mevcuttur. Nitekim kanunumuzun 245.maddesine göre yine eşlerden hangisine ait olduğu belirlenemeyen mallar eşlerin paylı malı olarak kabul edilir.

Malların yönetimi ve mallardan yararlanma bakımından da durum mülkiyetten farksızdır. Her eş kendi mal varlığında bulunan malı bizzat kendisi yönetebilir, o maldan istediği gibi yararlanabilir ve bu konuda diğer eşin görüş veya rızasını almaya ihtiyaç duymaz. Ancak bu rejimde de bir eşin kişisel mallarının yönetimini diğer eşe bırakmasına engel bir durum olmamakla birlikte bu durumda eşler arasında bir vekalet ilişkisinin varlığı söz konusu olacaktır.

Tasarruf bakımından da durum aynıdır. Her eş yasal sınırlar içerisinde kendi malı üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ancak buradaki yasal sınırlar içerisinde denmiş olması ekstra önem taşımaktadır. Zira bir eşin mülkiyeti kendisinde bulunan aile konutu üzerinde tasarrufta bulunması, onu üçüncü bir kişiye devretmesi veya üzerindeki hakları sınırlayacak işlemler yapması, mesela ayni hak kurması gibi, ancak diğer eşin rızasıyla mümkündür.

REJİMİN SONA ERMESİ

Bu mal rejimi de diğer rejimlerde olduğu gibi taraflardan birinin ölümü, eşlerin başka bir mal rejimini kabul etmeleri veya evliliğin iptali veya boşanma sebebiyle sona ermesi hallerinde son bulur.

TASFİYE

Bu mal rejim belki diğer üç rejime oranla en kolay tasfiye edilen mal rejimidir. Öyle ki gerçek manada bir tasfiye olduğunu söylemek dahi güçtür. Zira burada esas olan her eşin malının kendisine ait olması olduğu için her eş tasfiye sırasında kendi malını alır. Eğer bir eşin malı diğerindeyse bu malın iadesi de gerekmektedir.

Paylı malın tasfiyesi sırasında da yine eşler malı payları doğrultusunda tasfiye edecektir. Ancak bu rejimde de üstün yararı olduğunu ispat eden eş karşılığını ödemek kaydı ile paylı malın bölünmeden kendisine özgülenmesini isteme hakkına sahiptir.

KATKI PAYI ALACAĞI

Bu mal rejiminde edinilmiş mallara katılma rejiminde olduğu gibi katılma payı veya değer artış payı alacağı olmamakla birlikte değer artış payına çok benzeyen katkı payı alacağı söz konusu olabilir.

Mal rejimi sürecinde bir eş diğer eşin bir malı edinmesinde kendi malından bir katkıda bulunur ise rejimin tasfiyesi sırasında bu katkısını isteme hakkına sahiptir. Yargıtay bu katkının somut, para ile ölçülebilen bir değerle olmasını aramaktadır.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2014/11647 Esas 2015/20164 Karar sayılı 11.11.2015 tarihli ilamına göre ‘Kadın veya kocanın, diğerinin mal rejiminin devamı sırasında edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteyebilmesi için, mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Bu katkı, ziynet, miras veya bağış yoluyla elde edilen başka malvarlıklarının kullanılması ile toplu olarak yapılabileceği gibi, çalışan eşin gelirleriyle de yapılması mümkündür.

Yargıtay’ın bu arayışı sebebiyle emeği ile evlilik birliğine katkıda bulunan eş mal rejiminin sona ermesi durumunda emeğinin karşılığını alamamaktaydı. Ancak Yargıtay kadının düzenli gelirinin varlığı olması halini kabul etmiştir. Bunun için ayrıca bordrolu olmasına gerek olmaksızın gelirinin varlığının tanık beyanlarıyla ispatlanmasını yeterli bulmuştur.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2016/14905 Esas 2016/13499 Karar sayılı 10.10.2016 Tarihli ilamında Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.’ Denmektedir.

Yine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2012/14771 Esas 2013/8215 Karar sayılı 30.05.2013 tarihli ilamında ‘Kural olarak TKM’nun 170. maddesi gereğince taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmaza ilişkin katkı payı talebinde bulunabilmek için somut bir katkının bulunması gerekli olup, ev işleri ile arizi olarak yapılan günlük işler katkı olarak nitelendirilemez. Dinlenen davacı tanıkları yer ve zaman göstermek suretiyle somutlaştırdıkları beyanlarında davalının evlendikten sonra sürekli olarak ev dışında temizlik işleri ile kır işlerine (tarım) gittiğini, bu iki işin yapılmadığı zamanlarda ise evinde ücret karşılığı ip ördüğünü bildirmişlerdir. Tanıkların somut verilere dayanan bu beyanlarından davacının sürekli nitelikte gelir getirici bir çalışmasının bulunduğu kabul edilmelidir.’ Denilmiştir. Açıktır ki kadının sürekli gelir getirici bir çalışması mevcut olması katkı payı alacağının doğması için yeterli görülmüştür.

Ancak bu rejim her ne kadar Eski Medeni Kanun döneminde çalışmayan kadın için zorluklar doğursa da çalışan kadın için büyük avantajlar sağlayan bir rejimdi. Zira eski Medeni Kanun’da erkeğin evin reisi olduğu şeklinde bir hüküm olması sebebiyle evin bütün iaşe giderlerinden erkek sorumlu tutulmakta ve gelirinden bu giderler çıkarıldıktan sonra erkeğe kalan tasarruf oranı kadına kalan tasarruf oranından oldukça düşük olduğu için malın rejimi sırasında çalışan kadının katkı payı genel olarak erkekten fazla olmaktaydı.

ANLAŞMALI BOŞANMADA MAL REJİMİ

Şimdiye kadar mal rejimlerinin neler olduğu ve tarafların boşanmaları halinde nasıl paylaştıracağını anlattık. Ancak hukukumuzda boşanma, çekişmeli boşanma ve anlaşmalı boşanma olarak iki şekilde gerçekleşmektedir. Çekişmeli boşanmalarda taraflar boşanma davasının yanında aşağıda bahsedeceğimiz süreler içerisinde mal rejimi davası açarak mensubu oldukları mal rejimine göre malların tasfiyesini isteyebilmektedirler. Bu durumda mahkemece ilgili malların türleri, değerleri tespit edilerek ilgili mal rejimine göre tasfiyesi yapılır. Ancak tarafların çekişmeli bir dava açmadan, anlaşmalı olarak boşandıkları durumda mal rejimi nasıl olacaktır?

Türk Medeni Kanunu’nun 166.maddesinin 3.fıkrasında anlaşmalı boşanmanın nasıl olacağı, usulü düzenlenmiştir. Buna göre;

TMK md 166/3: Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

İlgili düzenlemede hakimin boşanma kararı verebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi şart koşulmuştur. Bunlar;

  • Hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi
  • Boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi hakimin uygun bulması

Ancak mal rejiminin tasfiyesinin kanunda belirtilen ‘boşanmanın mali sonuçları’ kapsamında girip girmeyeceği konusu hukukumuzda tartışmalıdır. Öğretideki bir görüşe göre TMK 166/3’te bahsedilen mali sonuçlar boşanmanın ferisi niteliğindeki maddi/manevi tazminat ile yoksulluk nafakasıdır ve mal rejimin tasfiyesi ile ziynet alacakları konularında anlaşma olmasa bile boşanmaya karar verilebilir. Ancak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemeler de ihtiyari olarak bu düzenlemenin içinde yer alabilir. Bu görüşün benimsenmesi halinde taraflar anlaşmalı boşanması metninde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemelere yer vermemeleri ve boşanma metninin kabulü ile mal rejimi sonlandığı için artık şekil şartı olmaksızın aralarında yapacakları anlaşmalar ile mal rejiminin tasfiyesini sağlayabilecekleri açıktır.

Bir diğer görüş ise mal rejimin sona ermesi ve tasfiyesi de boşanmanın mali sonuçlarından biri olup anlaşmalı boşanma için hazırlanan düzenlemede yer alması gereken konulardan biridir. Bu sebeple yapılacak tasfiyenin TMK 166/3 kapsamında hakimce onaylanması gerekmektedir.

Bu görüşlerin yanında Yargıtay’ca benimsenen görüş ise ilk görüş gibi mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın ferisi niteliğinde olmaması nedeniyle bir anlaşmalı boşanma protokolünün kabulü için üzerinde anlaşılması gereken mali durumlar arasına girmediği, ilgili maddece aranan mali sonuçların düzenlenmiş olması şartının maddi manevi tazminat, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakasını kapsadığı görüşüdür. Ancak yine Yargıtay’a göre anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemeler bulunmasına engel bir durum da yoktur. Ancak bu durumda ihtiyari olarak da boşanma anlaşmasında yer alan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemelerin artık hakimin onayına tabi hale geleceği ve hakimce onaylanmadığı takdirde bu düzenlemelerin geçersiz olacağını kabul etmek gerekir.

Nitekim Yargıtay 8.Hukuk Dairesi, 2014/25689 Esas 2015/ 1502 Karar sayılı 23.01.2015 tarihli ilamında ‘Kural olarak anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler.’ denmektedir.

Yine Yargıtay 2.Hukuk Dairesi  2014/2564 Esas 2014/3993 Karar sayılı 26.2.2014 tarihli ilamında ‘Protokol hakim tarafından tasdik edilmediğine göre geçerlilik kazanmamış, içerisinde yer alan gayrimenkul temlik taahhüdü resmi şekil vasfını almamıştır. O halde geçersiz bir temlik taahhüdüne istinaden taşınmazın 1/2 payının iptal ve tescili istenemez. Öyleyse davanın reddi gerekirken, bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

Uygulamada sıklıkla rastlanan bir durum ise mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlenen bir anlaşmanın hakimce onaylanması ve boşanmanın gerçekleşmesinin ardından taraflardan birinin mal rejiminin tasfiyesi sonucu doğan katılma alacağı, değer artış payı alacağı gibi alacaklar için dava açmasıdır. Bu durumda sorunun kaynağı genellikle protokollerde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hükümlerin yeterince açık ve anlaşılır olmamasıdır. Bu tarz sorunların önüne geçilmesi için mal rejimine ilişkin hükümlerin olabildiğince açık şekilde dile getirilmesi ve şayet imkan var ise bu konuda uzman avukatlarla çalışılması hem tarafların hak kaybına uğramalarını engelleyecek hem de evlilik birliğinin en kısa ve sancısız şekilde her bakımdan son bulmasını sağlayacaktır.

MAL REJİMİ DAVALARINDA GÖREV, YETKİ VE ZAMANAŞIMI

a)Görev: 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’da 5133 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile Türk Medeni Kanununun üçüncü kısmı hariç ikinci kitabından kaynaklanan davalara (TMK. M.118-395) Aile Mahkemelerince bakılacaktır. Mal rejimi Türk Medeni Kanunu’nun 202-281 maddeleri arasında düzenlendiğinden mal rejimine ilişkin davalarda görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir.

b)Yetki: Türk Medeni Kanunu’nun 214.maddesinde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda yetki düzenlenmiştir. Buna göre:

TMK 214: Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:

  1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
  2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
  3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.

c)Zamanaşımı: Türk Medeni Kanunu’nun 178.maddesinde ‘Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.’ denmektedir. Bu maddeye göre mal rejiminin tasfiyesinin boşanma dışındaki bir sebebe dayanması durumunda Borçlar Kanunu kapsamında zamanaşımının 10 sene olacağı açıktır. Ancak mal rejimi boşanma sebebiyle sona ermişse zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu konusunda öğretide çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın ferilerinden değildir. Bu sebeple TMK madde 178 mal rejiminden kaynaklı alacak davalarında uygulama alanı bulamayacak ve Borçlar Kanunu kapsamında 10 yıllık zamanaşımına tabi olacaktır.

Ancak bir diğer görüşe göre mal rejimi her ne kadar boşanmanın ferisi niteliğinde olmasa da aile hukukunun bir parçasıdır. Bu sebeple mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar da TMK 178’e tabi olacaktır.

Yargıtay yerleşik olarak mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın ferilerinden biri olmadığı görüşünü benimsemiş olmakla birlikte mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklara 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı görüşündedir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/ 8- 375 Esas 2013/ 520 Karar sayılı ilamında 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu sistematiği incelendiğinde; 178. maddenin, Kanunun “İkinci Kitap, Birinci Kısım, İkinci Bölüm-Boşanma” düzenlemesi içinde, “Boşanmada tazminat ve nafaka” kenar başlığı altında yer aldığı görülür. Oysa katılma alacağı TMK, “İkinci Kitap, Birinci Kısım, Dördüncü Bölüm-Eşler Arasındaki Mal Rejimi” düzenlemesi kapsamında(TMK m. 231 vd.) yer almaktadır.

Mal rejiminin “boşanma” dışındaki sebeplerle sona ermesi halinde, katılma alacağında zamanaşımı süresinin TBK m. 146(EskiBK m. 125) uyarınca on yıl olacağı genel kabul gören bir husustur(ANIL, Yaşar Şahin/TANER, Yonca: Eşler Arasındaki Mal Rejimleri, Legal Kitabevi, İstanbul 2011, s. 191-193; DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 391). Özel Daire de, yukarıya metni alınan kararında belirttiği üzere, mal rejiminin boşanma dışındaki hallerde; yani eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde 4721 sayılı TMK.nun 5. maddesinin yollamasıyla TBK m. 146(eBK m. 125) uyarınca on(10) yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını kabul etmektedir. Mal rejiminin boşanma nedeniyle sona ermesi halindeki zamanaşımı süresini, salt TMK. m.178’deki “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları” ifadesine dayandırmak kanun koyucunun amacına da uygun düşmez. Zira, kanun koyucu mal rejimleri için ayrı ve özel bir zamanaşımı süresi öngörmek isteseydi, bunu ayrıca düzenler ve salt boşanma ile sınırlı olarak değil de mal rejiminin diğer sona erme halleri (TMK m. 225) için de öngörürdü(KILIÇOĞLU, s. 1292). Şu halde katılma alacağında zamanaşımı süresinin TMK m. 178 uyarınca belirlenmesine imkân bulunmamaktadır.

Katılma alacağı kanundan doğan bir alacak olduğundan, TMK m. 5 yollaması ile Borçlar Kanunu genel hükümlerinin bu alacak bakımından da uygulanacağı açıktır. 01.01.2002 Tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağına uygulanacak zamanaşımı süresi konusunda Türk Medeni Kanunu’nda ayrı bir hüküm bulunmadığına ve niteliği itibariyle hakkın bir alacak hakkı olduğunun açık olmasına göre, olayda uygulanması gereken hükümler, TMK. m. 5 yollaması ile TBK. m. 146(eBK m. 125) uyarınca belirlenecektir. Anılan hükümde; “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir”(6098 Sayılı TBK. m. 146; eBK. m. 125) düzenlemesi yer almaktadır. Şu halde, katılma alacağında zamanaşımı süresi TBK m. 146(eBK m. 125) uyarınca on(10) yıl olarak uygulanmalıdır denilmektedir.

Yine YARGITAY 8.Hukuk Dairesi, 2010/948 Esas 2010/1424Karar sayılı ilamında ‘1.1.2002 tarihinden önce 743 sayılı TMK’nin yürürlükte olduğu dönemde evlilik birliği içinde edinilen mallarla ilgili eşlerden birinin açtığı katkı payı alacağına ilişkin 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma şekli Hakkındaki Kanunun 1 ve10.maddeleri de dikkate alındığında 1 yıllık zamanaşımı süresi uygulanamaz. Eldeki dava ,mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen iki parça taşınmazla ilgili katkı payı alacağına ilişkindir. Borçlar Kanunu 125.maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir” hükmündeki (her dava) sözcüklerinin “bütün alacaklar” tarzında anlamak gerekir. Türk Medeni Kanununun genel nitelikteki hükümler kenar başlığını taşıyan 5.maddesi uyarınca Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin bölümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanır. Açıklanan nedenle davanın niteliği itibarıyla olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.’ denilmektedir. 

SONUÇ:

Mal rejimlerini sonuç olarak bir özetlemek gerekirse:

Hukukumuzda evliliğin genel hükümlerini eşlerin kişisel ilişkilerini düzenleyen hükümler ve mali ilişkilerini düzenleyen hükümler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bu durumda eşlerin mali ilişkilerini düzenleyen hükümler mal rejimlerine ilişkin hükümleri içermekte olup Türk Medeni Kanunu’nun 202-281.maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Günümüzde yürürlükte bulunan Medeni Kanunda 4 farklı tip mal rejimi düzenlenmiş olup bunlardan edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi; paylaşmalı mal ayrılığı, mal ortaklığı ve mal ayrılığı rejimleri ise seçimlik mal rejimleridir. Taraflar evlilik birliğini kurmadan önce veya kurduktan sonra noter huzurunda yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile veya evlilik birliğini kurarken yetkili memura verecekleri yazılı bir beyanla seçimlik mal rejimlerinden birini seçebilir ve evlilik birliği süresince istedikleri zaman yine noterde yapacakları bir sözleşme ile mal rejimlerini değiştirebilirler. Tarafların herhangi bir sözleşme yapmaması durumunda ise aralarında yasal mal rejimi geçerli olur.

Tarafların mal rejimini değiştirmesi durumu her zaman ileriye dönük sonuçlar doğuracak ve mevcut mal rejiminin tasfiyesine sebep olacaktır. Ancak mal rejimi tarafların sözleşme yapmasının dışında yukarıda uzunca anlattığımız gibi çeşitli hallerin varlığı ile kendiliğinden veya hakim kararı ile de değişebilir.

Evlilik birliğinin boşanma veya evliliğin iptali ile sona ermesi, taraflardan birinin ölümü, tarafların başka bir mal rejimi seçmesi veya gerekli şartların halinde hakim kararıyla mal rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüşmesi durumunda mal rejimi sona erer ve artık mal rejiminin tasfiyesine başlanır ve unutmamak gerekir ki mal rejiminin tasfiyesinde tarafların elde edecekleri haklar bir ayni hak değil alacak hakkıdır.

Son olarak mal rejimlerinin bu kadar ayrıntılı olarak düzenlenmiş olması, taraflara belli sınırlar içerisinde özgürlük sağlanmış olması ve eşler arasındaki mali ilişkinin muhakkak bir mal rejimi ile düzenlenmiş olmasının sebebi hukukumuzda aile kavramına ve onun getirdiklerine büyük bir değer atfedilmesinin sonucudur.

 

[1] AİHM Şerife Yiğit-Türkiye Davası, Başvuru No: 3976/05

[2] Kılıçoğlu, sh. 21

Optimized with PageSpeed Ninja