İdarenin Terör Eylemleri Sebebi ile Sosyal Risk Sorumluluğu

İdarenin Terör Eylemleri Sebebi ile Sosyal Risk Sorumluluğu

İdarenin öyle faaliyetleri vardır ki bünyesinde tehlikeler taşımaktadır. İdarenin yürüttüğü böyle bir faaliyetten dolayı bir zarar meydana gelmiş ise, İdare bu zarardan kusursuz olarak sorumlu tutulur.

Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesinin amaçlanmıştır.

Sosyal risk ilkesinin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

Zararla idarenin eylem ya da işlemi arasında illiyet bağının bulunmasının zorunlu olmaması, zararın idare tarafından engellenemeyen ya da engellenmesinin muhtemel daha büyük zararlara yol açabileceği varsayılan tehlikelere neden olması, zararın toplumsal olarak bir arada bulunmak durumunda olan bireylerin bir arada yaşamalarının kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmasıdır.

Danıştay tarafından verilen kararlarla sosyal risk ilkesi belirginleşmeye başlamıştır. Danıştay, bir kamusal hizmetin yürütümü sırasında fertlerin uğradığı özel ve olağandışı zararların idare tarafından karşılanması zorunluluğunu, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti ilkesinin sonucu olarak idare hukukunun ilkeleri arasında görmüş ve idarenin sorumlu olabilmesi için kusur koşulu olmaksızın da sorumlu olabileceğini vurgulamıştır.

 

T.C.

DANIŞTAY

15. DAİRE

E. 2016/6798

K. 2017/484

T. 25.1.2017

İstemin Özeti :  Kars İli, Kağızman İlçesi'nde 17/08/2014 tarihinde meydana gelen terör olayları sonucu 36 KA 472 plakalı aracın yakılması sebebiyle sosyal risk ilkesi gereği uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada; Kağızman Jandarma Karakol Komutanlığı'nca düzenlenen 20/08/2014 tarihli fezleke ve Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporu incelendiğinde, olayın terör amaçlı olduğu, idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk hallerine de gidilemeyeceğinden sosyal risk ilkesi gerekçe gösterilerek genel hükümler uyarınca açılan bu davada maddi tazminat ödenmesine olanak bulunmadığı, öte yandan, olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması karşısında, uyuşmazlığın çözümünde maddi tazminat istemleri bakımından özel bir Kanun olan 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Kağızman Jandarma Karakol Komutanlığı'nca düzenlenen 20/08/2014 tarihli fezlekedeki ifadesinden olayın davacı tarafından 17/08/2014 tarihinde öğrenildiği, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun ise 60 günlük süre geçirildikten sonra 24/10/2014 tarihinde yapıldığı, dolayısıyla davacının tazminat isteminin 5233 Sayılı Kanun uyarınca da reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar veren Erzurum 1. İdare Mahkemesi'nin 13/07/2015 tarih ve E:2014/1148, K:2015/834 Sayılı kararına karşı davacı tarafından yapılan itiraz başvurusunun, davalı idareye yüklenebilecek kusurlu ve kusursuz sorumluluk halleri bulunmadığından uyuşmazlığın 5233 Sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda davacının İçişleri Bakanlığı'na yapmış olduğu başvurunun da idarenin bütünlüğü ilkesi gereği yetkili makama yapılmış bir başvuru olarak kabul edilebileceği açık olmakla birlikte, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılacak başvuruların olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde yapılması gerektiği, bakılan davada ise 60 günlük süre geçirildikten sonra başvuru yapıldığı, dolayısıyla 5233 Sayılı Kanunda öngörülen 60 günlük süre geçirildikten sonra yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı yönünden reddi gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulüne, anılan kararın bozulmasına, davanın süre aşımı sebebiyle reddine karar veren Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 10/11/2015 tarih ve E:2015/1129, K:2015/1237 Sayılı kararının, meydana gelen zararın karşılanması amacıyla 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre yasal süresi içinde başvuru yapıldığı ve bu başvurunun reddi üzerine yine yasal süre içinde dava açılmış olduğundan, tam yargı davasının esası hakkında karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.

Düşüncesi :Kanun yararına temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Başsavcısı :  Halil Yılmaz

Düşüncesi :   Kars İli, Kağızman İlçesi'nde 17.08.2014 tarihinde meydana gelen terör olayları sonucu 36 KA 472 plakalı aracın yakılması sebebiyle sosyal risk ilkesi gereği uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 1.000-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; Kağızman Jandarma Karakol Komutanlığı'nca düzenlenen 20.08.2014 tarihli fezleke ve Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporu incelendiğinde, olayın terör amaçlı olduğu, idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk hallerine de gidilemeyeceğinden sosyal risk ilkesi gerekçe gösterilerek genel hükümler uyarınca açılan bu davada maddi tazminat ödenmesine olanak bulunmadığı, olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması karşısında, uyuşmazlığın çözümünde maddi tazminat istemleri bakımından özel bir Kanun olan 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Kağızman Jandarma Karakol Komutanlığı'nca düzenlenen 20.08.2014 tarihli fezlekedeki ifadesinden olayın davacı tarafından 17.08.2014 tarihinde öğrenildiği, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun ise 60 günlük süre geçirildikten sonra 24.10.2014 tarihinde yapıldığı, dolayısıyla davacının tazminat isteminin 5233 Sayılı Kanun uyarınca da reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar veren Erzurum 1. İdare Mahkemesi'nin 13/07/2015 gün ve E:2014/1148, K:2015/834 Sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine; davalı idareye yüklenebilecek kusurlu ve kusursuz sorumluluk halleri bulunmadığından uyuşmazlığın 5233 Sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda davacının İçişleri Bakanlığı'na yapmış olduğu başvurunun da idarenin bütünlüğü ilkesi gereği yetkili makama yapılmış bir başvuru olarak kabul edilebileceği açık olmakla birlikte, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılacak başvuruların olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde yapılması gerektiği, bakılan davada ise Kağızman Jandarma Karakol Komutanlığı'nca düzenlenen 20.08.2014 tarihli fezlekedeki ifadesinden olayın davacı tarafından 17.08.2014 tarihinde öğrenildiği, 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun ise 24.10.2014 tarihinde yapıldığı, dolayısıyla 5233 Sayılı Kanunda öngörülen 60 günlük süre geçirildikten sonra yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın esası incelenemeyeceğinden, davanın süre aşımı yönünden reddi gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulüne, anılan kararın bozulmasına, davanın süre aşımı sebebiyle reddine karar veren Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 10/11/2015 gün ve E:2015/1129, K:2015/1237 Sayılı kararının düzeltilmesi isteminin aynı mahkemenin (BİM) 12.01.2006 gün ve E:2016/65, K:2016/9 Sayılı kararı ile reddi üzerine kesinleşmesi sonrasında anılan kararların, kanun yararına incelenerek bozulması istemiyle Başsavcılığımızı bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden" kararların kanun yararına bozulması için temyiz olunabileceği belirtilmiştir.

Uyuşmazlığın çözümü, "sosyal risk ilkesi" gereği açılan tazminat davalarında, 27.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun dışında 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesi kapsamında değerlendirme yapılıp yapılamayacağının belirlenmesine bağlıdır.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında, "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." hükmü getirilmiştir.

2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen tam yargı davaları, idari eylem sebebiyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu düzenleme karşısında, idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların, zararı öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde uğradıklarını ileri sürdükleri zararın karşılanması isteğiyle yapacakları başvuruya, isteğinin kısmen reddedildiği veya tamamen reddedildiği yolunda bir cevap verilmemesi halinde veya bu başvurunun incelendiği, başkaca bilgilerin araştırıldığı gibi kesin nitelik taşımayan bir cevabın verilmesi halinde, dava açma süresinin, Kanun'un idareye tanıdığı altmış günlük sürenin sona ermesiyle, dolayısıyla isteğin reddi biçimindeki ön kararın oluşmasıyla başlayacağı açıktır.

…5233 Sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sebebiyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanması konusunda, 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesinde genel olarak idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin uğradığı zararların karşılanması konusunda, dava açmadan önce idareye başvuruyu öngören düzenlemeden farklı bir yargılama usulü öngörmektedir. Kişilerin meydana gelen zararlarının karşılanması konusunda her iki kanundan hangisine göre idareye başvuracağı konusunda da bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, meydana gelen zararın karşılanması konusunda, idareye başvuruya dair birbirinden farklı bu iki düzenleme karşısında, ilgililere değişik olanaklar sağlanmış bulunmakta olup, kişiler dilerlerse, 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesine göre idareye başvurarak istemlerinin reddi halinde, alınan ön karardan sonra dava açabilmekte, dilerlerse 5233 Sayılı Kanun hükümleri kapsamında başvurularının sonuçlanmasını bekledikten sonra, ortaya çıkacak olan duruma göre de dava açma hakları bulunmaktadır.

SONUÇ : Kanun yararına bozulması istenilen ve yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmeyen karar, usul ve hukuka uygun olup, kanun yararına ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 10/11/2015 tarih ve E:2015/1129, K:2015/1237 Sayılı kararının kanun yararına temyiz isteminin reddi ile kararın bir örneğinin, davacı, davalı ve Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine, 25/01/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY (X):

5233 Sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sebebiyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanması konusunda, 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesinde genel olarak idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin uğradığı zararların karşılanmasına ilişkin, dava açmadan önce idareye başvuruyu öngören düzenlemeden farklı bir usul öngörmektedir. Kişilerin meydana gelen zararlarının karşılanması konusunda her iki kanundan hangisine göre idareye başvuracağı konusunda da bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, meydana gelen zararın karşılanması konusunda, idareye başvuruya dair birbirinden farklı bu iki düzenleme karşısında, kişiler dilerlerse, 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesine göre idareye başvurarak istemlerinin reddi halinde, alınan ön karardan sonra dava açabilmekte, dilerlerse 5233 Sayılı Kanun hükümleri kapsamında başvurularının sonuçlanmasını bekledikten sonra, ortaya çıkacak olan duruma göre de dava açma hakları bulunmaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda; davacı tarafından, Kars İli, Kağızman İlçesi'nde 17/08/2014 tarihinde meydana gelen terör olayı sonucu aracında meydana gelen zararın karşılanması amacıyla, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre yasal süresi içinde 17/11/2014 tarihinde başvuru yapıldığından ve bu başvurunun reddi üzerine yine yasal süre içinde dava açılmış olduğundan; davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken; davayı süre aşımı sebebiyle reddeden bölge idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Bu nedenle, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'nin 10/11/2015 tarih ve E:2015/1129, K:2015/1237 Sayılı kararının, 2577 Sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyiz isteminin kabul edilerek hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Ülkemizde yaşanan terör olayları sonucu devletin uğradığı ekonomik kayıpların yanında, birçok kişide maddi manevi zarar görmektedir. Nedensellik bağı bulunmayan ancak Danıştay kararlarında ve doktrinde geliştirilen görüşlere göre “ Sosyal risk ilkesi” kapsamında bu zararların tazmini , idareden istenebilir. Ayrıca sosyal risk ilkesi kapsamında idareden istenen tazminatların yasal dayanağıda 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden doğan zararların karşılanması kanununda yer almaktadır.

 

KAYNAKÇA :

www.kazancıhukuk.com

5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadele Kanunu

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir