Vekalet Ücreti Maddi Tazminat Olarak İstenebilir Mi?

Vekalet Ücreti Maddi Tazminat Olarak İstenebilir Mi?

Ülkemizde hukuk sistemi iddia, savunma ve karar olmak üzere üç ayaktan oluşmaktadır. İddia makamı olan savcılık ve karar makamı olan hakimliklerin yanında savunma makamını da avukatlar temsil etmektedir. Avukatlık kanununa göre avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.

Yine avukatlık kanununa göre avukatlığın amacı şu şekilde tanımlanmıştır: hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.

Avukatlar bu görevlerini yerine getirdiği için de bir ücrete hak kazanırlar. Her ne kadar ülkemizde, bazı ülkelerde olduğu gibi avukatla kendini savunma zorunluluğu bulunmasa bile sağlıklı ve iyi bir savunma yapılabilmesi için bir avukat yardımının bulunmasının önemi göz ardı edilemez. Bu durumda haksız bir fiil sonucu savunma yapılması için avukata ödenmek zorunda kalan vekalet ücretinin maddi tazminatın konusu olup olamayacağı sorunu ortaya çıkmaktadır.

Tazminat, hukuka aykırı bir eylem sonucunda meydana gelen maddi veya manevi zarara karşılık olarak ödenen bedel, zarar ödencesidir. Tazminat bir kimsenin şahıs ya da malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme sebebiyle ödenmektedir. Zararların giderilmesini amacıyla sorumlu tarafından zarar görene ödenebileceği gibi mahkeme tarafından ödetilmesine de karar verilebilir. Tazminattan bahsedilebilmesi için öncelikle bir zararın meydana gelmiş olması gerekmektedir. Zarar da hukuken maddi zarar ve manevi zarar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Maddi zarar tanımından: bir kimsenin malvarlığında meydana gelen iktisadi azalma yada çoğalmanın engellenmesi anlaşılmaktadır. Manevi zarar ise bir kimsenin yaşanan olay sebebi ile aşırı derecede acı ve elem duymasını ifade eder. 

Bu durumda haksız bir fiil neticesinde kendini savunmak için avukat tutma zorunluluğu hisseden müvekkilin, iradesi dışında bir vekalet ücreti ödediğinden bahsedilebilir.

Avukata ödenen vekalet ücreti hususunda ise öncelikle Borçlar Kanunundaki vekalet sözleşmesini genel olarak düzenleyen hükümlere bakmak gerekmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunun 502. Maddesine göre: “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.” Yine Avukatlık Kanununun 163. Maddesinde: “Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz.” Denmek suretiyle avukatlık sözleşmesinin hukuki bir yardımı ve meblağı yahut değeri (ücreti) içermesi gerektiği düzenlenmiştir.

Avukatlık Kanunu madde 164e göre: “Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.”

Yukarıdaki kanun maddeleri ışığında avukatın vekâlet ücretine hak kazanacağı açıktır. Bu durumda iradesi dışında gerçekleşen bir olay sebebiyle bu ücreti ödemek zorunda kalan müvekkilin de bu maddi zararını belgelemek koşuluyla tazminat isteme hakkı olmalıdır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 323. Maddesinin 1. fıkrasının ğ bendinde “vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti” yargılama giderlerinden sayılmıştır ve yine aynı kanunun 326. Maddesinde “Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” Denilerek vekâlet ücretinin aleyhine hüküm verilen tarafça ödenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak burada bahsedilen vekâlet ücreti hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve Avukatlık Kanununda iki ayrı hüküm bulunmaktadır. HMK madde 330 da “Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.” Denilmiş ancak Avukatlık Kanununun 164. Maddesinin son fıkrasında “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” Denilerek bu ücretin avukata ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu durumda dava sonucu hükmedilecek vekâlet ücreti müvekkilin zararını karşılamayacak, mağduriyetini gidermeyecektir.

Yine HMK’nın 629. Maddesinde kötüniyetli davalılar ve hakkı olmadığı halde dava açan kişiler açısından: “Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur” hükmü konularak bu zararın tazminine imkan tanınmıştır. Ancak davalının kötüniyeti ispat edilemediği durumda da yine bir mağduriyet yaşanması söz konusu olacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanununda ise hem tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri hem de taraflarca yapılan ödemeler yargılama gideri olarak kabul edilmiştir. CMK’nın yargılama giderleri başlıklı 324. Maddesinde: “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.” denilmiştir. Ancak burada bahsedilen husus müvekkil ile avukat arasında yapılan avukatlık sözleşmesinde serbestçe belirlenebilen vekalet ücreti değildir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 15.12.1948 tarihli 1947/25 E. 1948/10 K. sayılı ilamında:

“[…]Binaenaleyh bir tarafın, haksız hareketinden dolayı suçlu olarak ceza mahkemesine sevk edilmiş kimsenin, davanın cereyanı sırasında ihtiyarına mecbur edildiği masraftan dolayı umumi hükümler dairesinde bir hukuk mahkemesine müracaatla dava ikame edebileceğine ikinci müzakerede oyçokluğuyla 15.12.1948 gününde karar verildi.” hükmüne varılmıştır. Yani bir tarafın haksız davranışından ötürü sanık olarak ceza mahkemesinde yargılanan kişi, yargılama nedeniyle katlanmak zorunda olduğu giderleri, genel hükümler çerçevesinde bir hukuk mahkemesine başvurarak isteyebilmesi mümkün olacaktır.

Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 5.6.2017 tarihli 2013/14106 E. 2013/14106 K. sayılı kararında ise aksi yönde bir hüküm kurulmuştur:

“[…]Yargılama giderlerinden olan avukatlık ücreti, ilgili olduğu davanın konusunu teşkil eder nitelikte feri bir alacak olup, ilgili davanın sonunda diğer yargılama giderleri ile birlikte hüküm altına alınır. Söz konusu davada hüküm altına alınmayan avukatlık ücreti alacağı asıl bir alacak olmadığından bir başka davaya konu edilemez. Davacının davalı ile katılan-sanık olarak yargılandıkları ceza davasına dair yol ve yemek masrafı türünden talepleri de aynı nitelikte olduğundan, bu masraflarından ayrı bir dava olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Şu durumda davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiş ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.”

Yargıtay kararı dikkate alınacak olursa, müvekkillerin hak kaybı yaşaması işten bile değildir. Kendi iradesi dışında gelişen bir olay yüzünden maddi varlığı azalan kişi, bunu ayrı bir davayla maddi tazminat talebine konu edebilmelidir. Tazminatın hukuksal koruma amacı da bu teoriyi desteklemektedir. Sonuç olarak, maddi bir zarara uğrayan müvekkil, belgelendirmek ve hayatın olağan akışına uygun olmak koşuluyla kendini savunmak zorunda kaldığı için ödediği vekalet ücretini tazminat olarak isteyebilmelidir. Bu durum hem adil yargılanma ve hak arama hürriyetinin yerine getirilebilmesi hem de hukuk devleti ilkesinin düzgün bir şekilde işletilebilmesi için bir zorunluluktur.

 

İlgili Yargıtay kararlarının tam metni aşağıda verilmiştir:

 

T.C.

YARGITAY

İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU

E. 1647/25

K. 1948/10

T. 15.12.1948

BERAAT EDEN SANIKLARIN YAPTIKLARI MASRAFIN ÖDENMESİNİ İSTEMESİ ( Davacının Bu Masrafları İçin Hukuk Mahkemesinde Dava Açmasının Gerekmesi )

ŞAHSİ DAVA ÜZERİNE MAHKUMİYET DURUMUNDA YAPILAN MASRAFLAR ( Davacıların Genel Hükümler Çerçevesinde Hukuk Mahkemesinde Dava Açmasının Gerekmesi )

HUKUK MAHKEMESİNDE DAVA AÇILMASI ( Şahsi Dava Üzerine Mahkumiyet Durumunda Yapılan Masrafların Ancak Hukuk Mahkemesinde Dava Açılarak İstenebilmesi )

HAKSIZ BİR CEZA DAVASINA MARUZ KALMA

YARGILAMA GİDERLERİNDEN SORUMLU OLMA YARGILAMA GİDERLERİ İÇİN HUKUK MAHKEMESİNE MÜRACAAT

1412/m. 168,409,410,411,412,413,414

ÖZET : Bir kimsenin haksız eyleminden dolayı suçlu olarak ceza mahkemesine sevkedilen kişi dava sırasındaki masraf nedeniyle genel hükümler çerçevesinde bir hukuk mahkemesinde dava açabilir.

DAVA : Orman tahribinden dolayı aleyhlerinde açılmış olan ceza davaları sonunda beraat etmiş olmaları sebebiyle o davaların cereyanı sırasında, suç yerinin keşfi için kendilerine ödettirilmiş olan paraların Orman İdaresinden tahsili isteğiyle mahalli sulh mahkemelerine açılmış olan davalarda iddia olunan paraların idareden tahsiline dair verilen kararlardan ikisi temyizen Üçüncü Hukuk Dairesinin 9.6.1947 gün ve 7917/6443 ve 13.11.1945 gün ve 11193/9563 sayılı ilamlariyle onandığı halde yine aynı mahiyette olan diğer bir karar meskur dairenin 15.4.1947 gün ve 5591/4533 sayılı ilamiyle bozulmuş ve şu suretle içtihatlar arasında aykırılık husule gelmiş olduğundan Karar Birleştirme Kurulunca keyfiyetin incelenerek bir karara varılması, Adalet Bakanlığının 22.8.1947 gün ve 1348 sayılı yazısıyla istenilmesine mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden ve zikri geçen ilam örnekleri çoğaltılarak 8.12.1948 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9,30 da müzakerenin başlayacağı Genel Kurul Üyelerine bildirilmişti.

KARAR : Bugün toplanan Genel Kurula ellialtı zatın iştirak ettiği görülerek müzakere nisabının tahakkuk ettiği anlaşılmakla Birinci Başkan Halil Özyörük`ün Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu kağıtlar Birinci Başkan tarafından okundu…

SONUÇ : Genel Kurulda geçen müzakere sırasında birbirine uymayan kararların müstenidünileyhi olup mahallerinden getirtilmiş olan ceza dosyaları da tetkik edilmiştir. Üç davada suçlu olan kimseler hakkında ilgili memurlar tarafından tutulmuş olan zabıt varakaları tahdidi mücazat raporu ve Orman Bölge Şefliğinin tezkereleriyle birlikte mahalli Savcılığına tevdi edilmiş ve Savcılıkca açılan kamu davası üzerine Orman İdaresi vekili usulen müdahil sıfatını almaksızın yargılamayı sonuna kadar takip etmiş ve neticede suçluların beraatlerine karar verilmiştir.

Kesinleşen bu kararlar üzerine beraat eden suçlular tarafından, ceza davalarının yargılamaları sırasında kendilerine ödettirilmiş olan yol masraflarından veya bilirkişi ücretlerinden ötürü fuzulen verdikleri bu paraların Orman İdaresinden tahsili isteğiyle sulh hukuk mahkemelerine dava açılmıştır. Bunlardan 13.11.1945 ve 9.6.1947 günlü olup suçlularca haksız ödettirilen paraların dava olunan idareden tahsiline dair verilen kararlar temyizen onanmış ve aynı mahiyette olup C. Başsavcılığının Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun 427 nci maddesi gereğince kanun yararına olarak bozulması isteğiyle temyiz olunan 15.4.1947 günlü hüküm ( Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun 168, 413 ve 414 üncü maddeleri göz önüne alınmaksızın Orman İşletmesine karşı açılmış olan davanın kabuliyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesinden ) bozulmuştur.

Genel Kurulda yapılan tartışmalarda ileri sürülen görüş ve düşünüşlerden anlaşıldığına göre bozma kararında Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu`nun yukarıda gösterilen maddelerindeki hükümlerin mesnet sayılmasında güdülen esas, ceza davasının ikamesine Savcının icbar edilmesi veya 413 üncü maddede bahis konusu olan şahsi dava açılması halleridir.

Ceza Usulünün muhakeme masraflarına taalluk eden 8 inci kitabının 2 nci faslında bulunan 413 ve 414 üncü maddeleri, sevkleri ve hükümleri delaletiyle belli olduğu üzere bir ceza davasının yargılaması sonunda tarafların yaptıkları masrafların hangileri tarafından ne veçhile ödenmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim 413 üncü maddenin 3 üncü fıkrasında ( Maznunun muhakemesinin men`ine veya beraatine ve tahkikatın düşmesine karar verilirse maznunun ödemek mecburiyetinde kaldığı masraflar davacıya yükletilir ) ve 414 üncü maddede ( 168 inci maddede beyan olunan halde hukuku amme davası ikame olunup da neticede maznunun muhakemesinin men`ine veya beraatine veya tahkikatın düşmesine karar verilirse 413 üncü maddenin ikinciden beşinciye kadar olan fıkraları hükümleri müstedi hakkında tatbik olunur ) hükümlerini ihtiva etmektedir. Bu hükümlerin her usul kanununda böylece sevkedilmesinin illet ve sebebi de yargılama sırasında ihtiyar edilmiş olan masrafların başkaca dava açılmasına mahal ve lüzum kalmaksızın esasla birlikte hükmedilmesi maksadından ibarettir.

Kanunların bu açık hükümleri karşısında taraflardan biri haksız olarak bir para sarfına mecbur edildiği ve davada haklı çıktığı takdirde diğer tarafın haksız hareketinden doğan zararını behemehal o yargılama sırasında istenmeye mecbur olacağı ve burada istemediği takdirde ayrıca dava açmak hakkından mahrum olacağı düşünülemez.

Kaldı ki, haksız fiil olarak beliren bir hareket sebebiyle istenilmesi mümkün tazminatın veya sarfedilen paranın hukuki mahiyeti bakımından umumi hükümler dairesinde bir hukuk davası konusunu teşkil etmesi de tabiidir.

Binaenaleyh bir tarafın, haksız hareketinden dolayı suçlu olarak ceza mahkemesine sevkedilmiş kimsenin, davanın cereyanı sırasında ihtiyarına mecbur edildiği masraftan dolayı umumi hükümler dairesinde bir hukuk mahkemesine müracaatla dava ikame edebilecegine ikinci müzakerede oyçokluğuyla 15.12.1948 gününde karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/14106

K. 2014/9415

T. 5.6.2014

DAVA : Davacı F.. T.. vekili Avukat A.A..tarafından, davalı İ.. U.. aleyhine 26/09/2012 gününde verilen dilekçeyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/05/2013 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-) Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının komşusu olduğunu, aralarında davalının evinin terasına İmar Kanunu' na aykırı inşaat yapması sebebiyle önceye dayalı anlaşmazlık bulunduğunu, 26/02/2011 tarihinde aralarında çıkan tartışma neticesinde davalının hakarette bulunarak kendisini tehdit ettiğini, davalı hakkında ceza davası açıldığını, davalının bu eylemi sebebiyle kişilik haklarının zarar gördüğünü, aynı olay sebebiyle davalının da kendisinden şikayetçi olması üzerine hakkında dava açıldığını ancak beraat ettiğini, bu ceza davası sebebiyle avukat tutmak zorunda kaldığı gibi ceza davasındaki tüm duruşmalara avukatıyla beraber İzmir'den geldiğini, yol ve yemek masrafı yaptığını belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacıya hakaret etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalının eylemi sebebiyle davacının kişilik haklarının zarar gördüğü benimsenerek manevi tazminata hükmedilmiştir. Ayrıca, ceza davası sebebiyle davacının avukatına para ödediği, yol ile yemek masrafı yaptığı belirtilerek maddi tazminat istemi de kabul edilmiştir.

Davacı, aralarındaki vekalet sözleşmesi gereği ceza davası sebebiyle avukatına ödediği ücret ile yine ceza davası sebebiyle yaptığı yol ve yemek masrafları sebebiyle maddi tazminat isteminde bulunmuştur.

Yargılama giderlerinden olan avukatlık ücreti, ilgili olduğu davanın konusunu teşkil eder nitelikte feri bir alacak olup, ilgili davanın sonunda diğer yargılama giderleri ile birlikte hüküm altına alınır. Söz konusu davada hüküm altına alınmayan avukatlık ücreti alacağı asıl bir alacak olmadığından bir başka davaya konu edilemez. Davacının davalı ile katılan-sanık olarak yargılandıkları ceza davasına dair yol ve yemek masrafı türünden talepleri de aynı nitelikte olduğundan, bu masraflarından ayrı bir dava olarak ileri sürülmesi mümkün değildir. Şu durumda davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiş ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda (2) sayılı bentlerde gösterilen sebeplerle davalı yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) sayılı bentte gösterilen sebeplerle reddine ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine 05/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

KAYNAKÇA: KAZANCI ELEKTRONİK VE BASILI YAYIMCILIK A.Ş.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu 15.12.1948 T. 1947/25 E. 1948/10 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 5.6.2017 T. 2013/14106 E. 2013/14106 K.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir