Trafik Kazasından Kaynaklanan Sürekli İşgöremezlik Tazminatı

Trafik Kazasından Kaynaklanan Sürekli İşgöremezlik Tazminatı

Sürekli iş göremezlik bir kişinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi sonucu fizik, psiko duygusal yahut entelektüel potansiyelin azalmasıdır.Bu durumdaki kişi çalışmasını sürdürebilir ise de, yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında) daha fazla güç ve çaba harcayacağından, kazançlarında bir azalma olmasa bile (sakatlığı oranında) tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilmekte; buna Yargıtay kararlarında "güç kaybı-efor kaybı" tazminatı denilmektedir. Ayrıca Yargıtay  tüm dairelerinin ortak görüşü: "Beden gücü eksilen kişinin kazançlarında bir azalma olmasa bile, sakatlığı oranında harcayacağı fazla çabanın (güç,efor) tazminat olarak ödenmesi gerekeceği" biçimindedir.

 

TAZMİNAT HESABINDA DİKKATE ALINACAK KRİTERLER

Nedensellik Bağı : Zarar görenin kusurunun uygun nedensellik bağını kesecek derecede ağır kusur olması durumunda zarar veren sorumluluktan kurtulur. Ağır olmamasında ise yargıç tazminattan TBK m.52 ye göre indirimde bulunur.

Zarara Razı Olma : Razı olma halinde ise yazılı ve sözlü olabileceği gibi olayın oluş şeklinden de çıkarılabilir.Örneğin bir kimsenin sarhoş birinin kullandığı araca bilerek ve isteyerek binmesi ve beden tamlığının ihlalinin meydana gelmesi halinde, hakim tazminatı indirebilir veya büsbütün vazgeçebilir.

Ortak Kusur : İş kazalarında ortak kusurun varlığı halinde,işçi kural olarak  ortaya çıkan maddi zarara sağladığı katkı oranında tazminattan mahrum kalır.İşçinin  sebep olduğu toplam brüt zarardan işçinin ortak kusur indirimi yapılır.

 

Sürekli iş göremezlik hali iki duruma ayrılmıştır;
– Tam iş göremezlik, sigortalının mesleğinde hiç çalışamaması hali olup, bu durum sigortalının meslekte kazanma gücünü % 100 kaybettiğini gösterir.
– Kısmi iş göremezlik, sigortalının mesleğinde kazanma gücünü kısmen kaybetme halidir. En az % 10, en fazla % 99,99’unun yitirildiğini gösterir.
Sürekli iş göremezlik geliri, sigortalının mesleğinde kazanma gücünün kaybı oranına göre hesaplanır. Sürekli tam iş göremezlikte sigortalıya, aylık kazancının % 70’i oranında gelir bağlanır. Sürekli kısmî iş göremezlikte ise sigortalıya bağlanacak gelir, tam iş göremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun iş göremezlik derecesi oranındaki tutarı kendisine ödenir. Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı % 100 olarak uygulanır.

 

SÜREKLİ   İŞ GÖREMEZLİKTE ZARARDAN VE TAZMİNATTAN YAPILACAK İNDİRİMLER

SGK Tarafından Sağlanan Parasal Yardımlar

İşçinin iş görmezlik oranı %10 un altında kalmamışsa SGK tarafından gelir bağlanacağından  hesaplanan gerçek zarardan SG tarafından bağlanan gelirin peşin değeri tenzil edilerek karşılanmamış gerçek zarar bulunur.

 

Geçici İş Göremezlik Ödeneği :

İş kazası  ve meslek hastalığı sonucu Kurumla anlaşmalı hekimler tarafından istirahat verilen sigortalıya istirahatli kaldığı ve çalışmadığı  sürece  oluşan ekonomik kaybını önlemeye yönelik geçici bir ödemedir.

 

Sürekli İş Göremezlik Ödeneği :

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle   sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma  gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı  sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.

İşçinin İş Göremezlik Oranı

İşçinin Kendi Kusuru (ORTAK KUSUR)

Özel Sigorta Ödemeleri

Sosyal Yardım Zamları ve Sürekli Bakıma Muhtaçlık Geliri

 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/19027

K. 2017/2388

T. 21.3.2017

DAVA :  Dava, 5510 Sayılı Kanun'un 20/3 fıkrası kapsamında davacıya, murisi sebebiyle iş kazası meslek hastalığı sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulü ile, davacının babası …'ın iş kazası-meslek hastalığı sürekli maluliyeti %21,79 olup sürekli iş göremezlik geliri almakta iken 01/10/2008 tarihinden önce ölmesi sebebiyle sağlığında almakta olduğu iş bu sürekli iş göremezlik gelirinin 5510 Sayılı Kanun'un 34. maddesi uyarınca davamız davacısına 01/04/2010 tarihinden itibaren ölüm geliri olarak bağlanması gerektiğinin tespitine, karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum avukatının, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Somut olayda; davacı murisinin hayatta iken tutulduğu meslek hastalığı sonucunda 1988 yılından itibaren en son %21,79 oranında sürekli işgöremezlik durumuna girmesi sebebiyle kendisine sürekli işgöremezlik geliri bağlanmış olup, 09.10.2005 tarihinde vefat etmiştir. Davacı da 5510 Sayılı Kanun'un 20/3 fıkrasına göre, murisi babasından aldığı ölüm aylığının yanında ölüm geliri de bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Bazı hükümleri dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Yasa'nın 20/3 maddesi “İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü % 50 oranının altında kaybetmesi sebebiyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölenlerin, ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olmaması halinde sigortalının almakta olduğu sürekli iş göremezlik geliri, 34. madde hükümlerine göre hak sahiplerine gelir olarak bağlanır.” hükmünü getirmiştir.

5510 Sayılı Kanun'un 17. maddesi, iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililere ödenecek ödenekler ve bağlanacak gelire esas teşkil edecek günlük kazancın hesaplama yöntemini düzenlemiştir. Aynı Kanun'un 19. maddesinde ise, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler sebebiyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurullarınca meslekte kazanma gücünü en az %10 oranında kaybetmiş olanlara, sürekli işgöremezlik geliri bağlanacağı, sigortalının işgücünü tam kaybetmesi halinde, 17. maddeye göre hesaplanan aylık kazancının %70'i oranında, kısmi kaybetmesi halinde ise, tam aylığının hesap edilerek, bunun işgöremezlik derecesi oranındaki tutarının ödeneceği, başka birinin bakımına muhtaç ise, hesap edilen gelirin %100'nün bağlanacağı düzenlemesi getirilmiş, 20. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalılarla, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü %50 veya daha fazla oranda kaybetmesi sebebiyle gelir bağlanan sigortalıların ölmesi halinde, ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, sigortalının 17. maddeye göre tespit edilen aylık kazancının 55. maddenin ikinci fıkrasına göre güncellenerek 34. madde hükümlerine göre aylık bağlanacağı düzenlemesi getirilmiştir,

Davanın yasal dayanağı olan 20. maddenin üçüncü fıkrasında ise, 55. maddenin ikinci fıkrasındaki güncellemeden söz edilmeksizin, sigortalının almakta olduğu sürekli işgöremezlik gelirinin 34. madde hükümlerine göre hak sahiplerine gelir olarak bağlanacağı hükme bağlanmıştır.

5510 Sayılı Yasa'nın, Gelir ve aylıkların düzeltilmesi, yükseltilmesi, alt sınırı, ödenmesi ve yoklama işlemleri başlıklı 55. maddenin ikinci fıkrası, bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir, düzenlemesini getirmiş, anılan maddenin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, bağlanacak gelir ve aylıkların alt sınırlarına dair hükümler getirmiştir.

Eldeki davada; mahkemece, davacılara ölüm geliri bağlanması gerektiğine dair yaklaşım isabetli ise de; bağlanacak gelir bakımından davacının 09.10.2005 tarihinde vefat eden 506 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı babasından dolayı da hak sahibi sıfatıyla ölüm aylığı almasına göre, 5510 Sayılı Kanun'un 54. maddesinin gözetilmemesi ile, 5510 Sayılı Kanun'un 20. maddesinin üçüncü fıkrasına göre ve aynı Kanun'un 55/2 fıkrasındaki güncelleme işlemi yapılmaksızın, ancak, üçüncü fıkrasında belirtilen, alt sınır gözetilerek, 34.madde hükümlerine göre aylık bağlanması gerektiğinin, ayrıca, bağlanan gelirde davacının ölüm aylığı alması sebebiyle 5510 Sayılı Kanun'un 54'üncü maddesinin de dikkate alınması gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ : Hükmün 1. fıkrasının silinerek, yerine;

“1-Davanın kabulüyle davacıya 5510 Sayılı Kanun'un 20/3 ve 97. maddelerine göre, aynı Kanun'un 55/3 fıkrasındaki alt sınır gözetilerek, 34. madde hükümlerine göre, 01.04.2010 tarihinden itibaren ölüm geliri bağlanmasına, bağlanan gelirde 5510 Sayılı Kanun'un 54'üncü maddesinin “c” bedinde yer alan “Malûllük, yaşlılık, ölüm sigortaları ve vazife malûllüğü ile iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık veya gelirlerden yüksek olanın tamamı, az olanın yarısı, eşitliği halinde ise iş kazası ve meslek hastalığından bağlanan gelirin tümü, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığının yarısı bağlanır” hükmünün gözetilmesi gerektiğinin tespitine, aksine Kurum işleminin iptaline, ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2014/21-1298

K. 2017/449

T. 15.3.2017

DAVA : Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2. İş Mahkemesince kısmen kabulüne dair verilen 16.06.2011 gün ve 2008/174 E.-2011/356 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 22.11.2012 gün ve 2011/10898 E., 2012/21000 K. sayılı kararı ile;

"…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre temyiz edenin sıfatına ve temyiz nedenlerine göre davalı şirketin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-)Dava, iş kazasına uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, 15.031,22 TL maddi tazminatın, 25.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.

Davacının 18.07.2002 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu % 18.39 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda, davalı işveren şirketin % 75, davacı işcinin ise % 25 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )

Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hükmedilen 10.000,00 TL manevi tazminat fazladır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı şirketin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…"

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, iş kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin davalı şirket ile birleşen Uğur Ambalaj ve Makine San. Tic. A.Ş.'de makine operatörü çalışmakta iken 18.07.2002 tarihinde dondurma kabı basılırken kesilen ürünün kesim altına sıkışması üzerine sıkışan malzemeyi almak istediği sırada üst bıçağın aşağı hareket etmesi ile sağ elinin 2.3.4. parmaklarının koptuğunu ileri sürerek fazlaya dair talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL manevi tazminatın ve 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faiziyle davalı şirketten tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davacı vekili maddi tazminat talebini 07.06.2011 tarihli dilekçesi ile 15.031.22 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı şirket vekili iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu kişinin davacı olduğunu, kazanın davacının çalışmakta olduğu iki gözlü makinenin bir gözünde yaşanan sorunu makineyi durdurmadan çözmeye çalışması sebebiyle meydana geldiğini, müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

kesim altına sıkışması üzerine makinenin kapağını açarak eli ile sıkışan malzemeyi almak istediği Mahkemece davacının davalıya ait işyerinde 18.07.2002 tarihinde kesme bölümünde çalışırken kesilen ürünün sırada üst bıçağın aşağı hareket etmesi üzerine sağ elinden yaralandığı ve bu yaralanmadan dolayı davacının % 18.39 oranında malul kaldığı, bu olayın oluşumunda davalı işverenin %75, davacının ise % 25 kusurunun bulunduğu, sürekli iş göremezlik derecesi itibariyle iş bulmasının güç olduğu ve bu olayın sonraki yaşamına da olumsuz etkileyeceği göz önüne alınarak davacının maddi ve manevi zarardan kısmen de olsa telafisi amacıyla olarak 15.031,22 TL maddi tazminatın ve manevi tazminata dair talebinin ise kısmen kabulüyle 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine ve fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

Davalı şirket vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmünü, davalı şirket vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından iş kazası sebebiyle yaralanan davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Manevi tazminat isteminin temelinde, davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları; zarar, fiil ile zarar arasında illiyet bağı, fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir.

Öte yandan, Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanununun 47. (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, taktir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda taktir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Yine BK 47 (TBK 56). maddesi hükmüne göre; hâkimin özel halleri gözönünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Taktir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

 

 

KAYNAKÇA:

www.kazancıhukuk.com 

Adalet Yayınları  Trafik Kazalarında Hukuki ve Cezai Sorumluluk

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir