Terör Mağduru Vatandaşlarımıza Devletin Sunduğu Tazminat ve Diğer Haklar

Terör Mağduru Vatandaşlarımıza Devletin Sunduğu Tazminat ve Diğer Haklar

Günümüzde terör olayları nedeniyle birçok vatandaşımız maddi ve manevi zarar görmekte, telafisi güç zararlara maruz kalmaktadırlar. Öyle ki vatandaşların mallarında hasar meydana geldiği gibi, vücut bütünlüklerinde de yaralanma hatta can kaybı yaşanmaktadır. Danıştay’ın uzun yıllar önce kararlarına gerekçe yaptığı idarenin sorumluluk esaslarından olan sosyal risk ilkesine dayanılarak terör mağdurlarının zararları tazmin edilmektedir.

17.7.2004 tarihinde kabul edilip, 27.7.2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun genel gerekçesinde; idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerektiği, objektif sorumluluk anlayışına dayalı olarak bir diğer ifadeyle sosyal risk kapsamında zararların tanzim edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Anayasal düzeni yıkmayı amaçlayan terör eylemlerinin kişiler üzerinde birçok yıkıcı zarar meydana getirdiği bilinmektedir. Devleti ve toplumu hedef alan terör eylemlerinden doğan zararın, mağdur kişinin üzerinde bırakılması hakkaniyete uygun düşmeyecektir. Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Bu çerçevede terör olayları nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının idarece en kısa sürede karşılanması aksi halde zararın yargı yoluna gidilerek tanzim edilmesi gerekmektedir.

SULH OLUNMASI DURUMUNDA VATANDAŞLARIMIZIN HAKLARI

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör faaliyetleri nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının öncelikle sulh yoluyla karşılanması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla öncelikle kurumlara müracaat edilmesi ve sulh olunma iradesinin sunulması gerekmektedir.

Sulh olunması halinde karşılanacak zararlar ise şöyledir; hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar; yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri; terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlardır.

Sulh için başvurulan komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığıyla yaptığı tespitten sonra belirlenen zararı, hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, ifa tarzını ve mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısıyla birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.  Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.

SULH OLUNMAMASI DURUMUNDA VATANDAŞLARIMIZIN DAVA HAKLARI

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır. Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır. Bu konuda, üç aylık süre içerisinde ödeme yapılmaması nedeniyle faiz istemli davaların açıldığı tek hakim sınırında olan bu davalarda mahkemelerce faize hükmedildiği, ancak Bölge İdare Mahkemelerince bu kararların itirazen kaldırıldığı, fakat bu şekilde kesinleşen kararlara karşı kanun yararına bozulma istemiyle Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunulduğu bilinmektedir.

Dava açılmasının gerektiği hallerdeyse dava açma süresi gündeme gelecektir. Anayasanın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. Yazılı bildirimin şekli 2577 sayılı Kanunun 7. maddesinde, idari uyuşmazlığın veya davaya konu idari işlemin türüne göre belirlenmiştir. Bu maddede öngörülen yazılı bildirimin şekilleri dava konusu edilebilecek bir idari işlemin bulunması halinde söz konusudur. Yasa koyucu kimi hallerde ortada idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir idari işlemin bulunmaması halinde dahi idarenin belli bir süre suskun kalmasını da idari işlem kabul etmektedir. Bu takdirde kanun yazılı bildirim tarihini değil idarenin suskunluğu ile geçen sürenin bitim tarihini izleyen günü dava açma süresinin başlangıcını esas almaktadır.

2577 sayılı Kanunun 7/2. maddesinde dava açma sürelerinin, idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı belirtilmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirlemesinden sonra hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ etmesi gerekir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname imzalayan ilgili artık sulhnamede kabul ettiği zarar kalemleri aleyhine dava açamayacaktır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Bu halde ilgilinin, Komisyon kararına karşı dava açma süresi yukarıda anlatıldığı gibi uyuşmazlık tutanağının tebliğ tarihini izleyen günden itibaren altmış gündür.

VATANDAŞLARIMIZIN BAŞLICA HAKLARI

Terör mağduru sivil vatandaşlarımıza Devletimizce maaş bağlanmaktadır. Bunun yanı sıra terör olayları nedeniyle vefat eden vatandaşlarımızın desteğinden yoksun kalan yakınlarına da maaş bağlanmakta, tazminat ödenmektedir. Söz konusu mağduriyet nedeniyle zararlarını tanzim edemeyen vatandaşlarımız hukukun kendilerine tanıdığı ölçüde dava açma hakları da mevcuttur. Mevcut hukuk sistemimizde maddi zararlar için İdare Mahkemelerinde dava açma imkanı mevcut olmakla birlikte manevi tazminatlar bakımından bu imkan söz konusu değildir. Hukuk sistemimizin tanımış olduğu manevi tazminat hakkı, İdare Mahkemelerince olmasa da diğer mahkemelerce vatandaşlarımıza dava açma imkanı sağlamalıdır kanaatindeyiz. Danıştay’ın vermiş olduğu kararlarda da sosyal risk adıyla mağdur vatandaşların tazminat verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

DANIŞTAY KARARLARINDA TERÖR MAĞDURLARININ HAKLARI

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 18.02.2016 tarihinde vermiş olduğu 2015/2933 E. ve 2016/326 K. sayılı kararında da  terörden kaynaklanan ölüm ya da yaralanmalarda İçişleri Bakanlığı ve valiliklerin, "sosyal risk" ilkesine göre tazminat ödemesi gerektiğine karar vermiştir. Danıştayca verilen karara göre; “Ülkenin belirli bir bölgesinde meydana gelen terör olayları nedeniyle zarara uğrayanlar tarafından AİHM nezdinde açılan davalarda gerek Devletin itibarının zedelenmesi, gerekse yüklü miktarlarda tazminata mahkûm olunması üzerine etkin bir başvuru yolunun öngörülmesi ve terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla çıkarılan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun 27/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece “maddi” olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemekte, ayrıca, yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde uğranılan gerçek zararın tamamının giderilmesi yerine, maktu bir tutarın ödenmesini öngörmektedir. Diğer taraftan, 5233 sayılı Yasa, terör olayları nedeniyle oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla giderilmesini ve uyuşmazlıkların maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir usulle çözümünü amaçlamakla birlikte, bu usulü; yargı yoluna başvurmadan önce tüketilmesi zorunlu ve dava açmanın ön koşulu haline getiren bir idari usul olarak öngörmemiştir. Dolayısıyla 5233 sayılı Yasanın varlığı, Anayasanın "sosyal hukuk devleti" ilkesine dayanan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen "sosyal risk" ilkesinin doğrudan uygulanabilirliğini etkileyen bir husus değildir. 5233 sayılı Yasa ile getirilen usul, tüketilmesi zorunlu bir usul olmayıp, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerden, doğrudan yargı yoluna başvurmak yerine, maddi zararlarının kısmen de olsa sulh yoluyla giderilmesini tercih edenlerin veya en azından bu usulü denemek isteyenlerin başvurabilecekleri ihtiyari bir usuldür. Nitekim, anılan Kanunda, ilgililerin uğradıkları gerçek zararın (maddi ve manevi zarar) tamamının sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini talebiyle 2577 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde düzenlenen genel usul kurallarını izleyerek doğrudan dava açmalarını engelleyen bir kural bulunmamaktadır.” Bu karara göre sulh olmak için başvuru yapılmasının dava şartı olmadığı, doğrudan idare mahkemelerine dava açılabileceği izah edilmiştir. Dolayısıyla zarara uğrayan vatandaş dilerse doğrudan dava açma imkanına da sahiptir.

Paylaşılan karar ve aynı yönlü bir başka karar için bakınız; http://www.danistay.gov.tr/upload/guncelkarar/22_06_2016_103322.pdf  http://www.danistay.gov.tr/upload/guncelkarar/22_06_2016_103334.pdf

 

Terör Mağduru Vatandaşlarımıza Devletin Sunduğu Tazminat ve Diğer Haklar – 2 – TIKLAYIN

 

 

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Arayın