Terör Eylemlerinin Vatandaşlarımızın Mal Varlığında Meydana Getirdiği Zararların Tazmini

Terör Eylemlerinin Vatandaşlarımızın Mal Varlığında Meydana Getirdiği Zararların Tazmini

İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, "hizmet kusuru" veya "kusursuz sorumluluk" ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Öte yandan nedensellik bağı, idarenin tazmin sorumluluğunun mutlak koşulu da değildir. İdarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakım zararları da, nedensellik bağı aranmadan ve kolektif sorumluluk anlayışına dayalı "sosyal risk" ilkesi gereğince tazmini gerekmektedir.

17 Temmuz 2004 tarihinde 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında kanun kabul edilmiştir. Adı geçen kanunla devletin terörle mücadele kapsamında yürüttüğü faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin zararlarının devletin bir kusuru olmasa bile, yasa koyucu tarafından sulh yoluyla karşılanabilmesi için özel bir usul getirilmiştir. Buna göre, Kanunda belirtilen süreler içinde ilgili valiliklere yapılan başvurular, valilikler nezdinde oluşturulan komisyonlarca değerlendirmeye tâbi tutulmakta ve başvuranın zarara uğradığı sonucuna varılması halinde saptanan zararın ödenmesine karar verilerek bu miktar üzerinden düzenlenen sulhname tasarısı davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilmektedir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhname tasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı belirtilmiş, maddenin son fıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ise ilgililerin yargı yoluna başvurma hakkı saklıdır.  Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren 60 gün içinde ve her halde olayın meydana geldiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde başvurmaları gerekmektedir. Başvuru zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine yapılmalıdır. Bu süre geçirildikten sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. İlgili valilik dışında farklı bir yere yapılan başvuru ( farklı valilik, kaymakamlık, bakanlıklar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları) ilgili valiliğe gönderilecektir. Başvurunun yapılması halinde dava açma süresi durur.

Danıştay 10. Dairesi’nin 1996/9012 E. 1997/6164 K. Sayılı 25.12.1997 tarihli kararı;

Ülkemizin belli bir yöresinde yoğunlaşan terör eylemlerinin devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen eylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör eylemlerine herhangi bir şekilde katılmamış olan kişiler kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplum içinde ortaya çıkan bu olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle toplumun birer parçası olmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkan zararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmini böylece topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olduğu, gibi sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir..

Dava; … ili … ilçesi … köyünde bulunan ve bir şirket tarafından işletilen maden ocakları park sahasında 7.8.1995 tarihinde, aralarında davacının kamyonunun da bulunduğu araçların teröristlerce yakılması sonucu uğranıldığı ileri sürülen ve … Asliye Hukuk Mahkemesince tesbit ettirilen kamyondaki hasar tutarı karşılığı 936.000.000 TL maddi zararın, olay tarihinden itibaren işletilecek reeskont faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır. Sivas İdare Mahkemesi; tazmini istenilen zararı doğuran olayda idarenin hizmet kusuru ve zararla idare arasında illiyet bağı olmadığı, bireylerin uğradıkları kişisel ve olağanüstü zararların illiyet bağı aranmaksızın "sosyal risk" ilkesine göre tazmin edilebilmesi için ise ülke bazında fiili bir durum olarak yaşanan terör eylemleri arasında niteliği itibariyle tazmin yükümlülüğü doğuran eylemlerin ayrımının yapılması gerektiği; aksi takdirde, özellikle yurdun doğu ve güneydoğu kesimlerinde sıklıkla rastlanan ve devletin her vatandaşının maruz kalması halinde katlanmaya hazır olduğu terör eylemleri nedeniyle devletin ilgililere sürekli ödeme yapması sonucunun doğacağı; uyuşmazlıkta kamyonu yakılan davacının, fakirleşmiş olmakla birlikte, ev ve eşyalarının yakılması gibi hayatının idame etmesini engelleyecek bir zarara uğramadığı ve olayın hayatını tümden değiştirecek etki doğuran bir nitelik taşımadığı; dolayısıyla uğranılan zararın "sosyal risk" ilkesi çerçevesinde değerlendirilerek tazmin edilmesi gereken zarar kapsamında bulunmadığı gerekçeleriyle; davayı reddetmiştir.

Davacı; yakılan kamyonuyla çalışarak elde ettiği gelirle hayatını sürdürdüğü ve uğradığı zararın hizmet kusuru veya sosyal risk ilkeleri çerçevesinde idarece tazmini gerektiği savlarıyla; anılan mahkeme kararının temyizen incelenip bozulmasını istemektedir. Bir zararın; hizmet kusuru kusursuz sorumluluk veya sosyal risk ilkeleri uyarınca tazmin edilebilmesi için; kişisel ve olağandışı nitelikte olması gerek ve yeter koşuldur. Bu bağlamda, tazmin edilecek maddi zarar, mal varlığındaki eksilme veya çoğalma olanağından yoksunluktur.

Sonuçta, davacının sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gereken maddi zararının yaşamını sürdürmesini engelleyecek veya hayatını tümden değiştirecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden mahkeme kararı, hukuki dayanaktan yoksun ve açıkça hukuka aykırı bulunmaktadır.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now ButtonHemen ARA