Blog & Haberler

Terör Eylemleri Sonucunda Maddi ve Manevi Zararların Tazmini İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar Nelerdir?

Terör Eylemleri Sonucunda Ortaya Çıkan Maddi ve Manevi Zararların Tazmini

Anayasamızın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmü idarenin hukuki sorumluluğunun temel dayanağını oluşturmaktadır.

İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.

Genel bir ifade ile “terör olayları” olarak nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.

Terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kalanların da yukarıda izah edilen nedenlerle maddi ve manevi tazminat hakları mevcuttur. Tazminat hakkı için öncelikle başvuruda bulunulması başvurunun kısmen ya da tamamen reddedilmesi durumunda dava açılma yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu haklarının Danıştay içtihatlarında yerleşik olarak yer aldığının da kabulü gerekmektedir.

Terör Eylemleri Sonucunda Maddi ve Manevi Zararların Tazmini İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar Nelerdir?

5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun amacı: terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir. Bu kanunun amacı sosyal risk ilkesi çerçevesinde nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan objektif sorumluluğu ilkesine dayanarak toplumun bir bireyi olarak zarar gören 3. Kişilerin zararının tazmin edilmesine yöneliktir.  İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyememesi sebebiyle zarar gören sivil vatandaşlar için bu zararların tazmin etmek amacıyla, zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Yasanın geçici 1. Maddesine göre de 19.07.1987- 27.07.2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar neticesinde de zarara uğrayanların, Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararların tazmini olanağı getirilmiş ve söz konusu 1 yıllık başvuru süresi 30.05.2008 tarihine kadar uzatılmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, idarenin eyleminden kaynaklı örneğin görev esnasında terör örgütüyle mücadele ederken yaralanan kimselerin 5233 Sayılı Kanun uyarınca önce valiliklere başvurması gerektiğine ilişkin şart aranmayacak olup 2330 Sayılı Kanun uyarınca kendileri nakdi tazminata hak kazanırken aynı zamanda maddi ve manevi zararların tazmini için idari yargıda tam yargı davası açabileceklerdir. Başka bir ifadeyle; idari eylemlerden doğan zararın hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkesine dayanıyorsa sosyal risk ilkesinden bağımsız olarak değerlendirilerek görev esnasında zarara uğrayanların tam yargı davası açabilmeleri için öncelikle 2577 Sayılı Kanun’un 13. Maddesi uyarınca : . İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde (60 gün) dava açılabilir.  Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” Şeklinde olup görevi esnasında terörle mücadeleden kaynaklı zarar görenler bağlı oldukları kuruma öncelikle başvurmaları gerekmekte olup olumlu bir cevap alamamaları halinde idare mahkemelerinde tam yargı davası açabilirler. Konuya ilişkin aşağıda vereceğimiz örnek Danıştay Kararında da bu husus vurgulanmıştır. Olayın meydana gelmesinde idarenin kusuru saptandığı takdirde, uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca çözümlenmesi; idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edilmesi halinde ise, 5233 sayılı Yasa kapsamında yalnızca “maddi” zararlarının tazmini olanaklı olduğundan, manevi tazminat istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi zorunlu bulunmaktadır.

Danıştay 10. Daire 09.03.2009- 5999/1515 sayılı kararında da vurguladığı üzere; “polis memuru olarak görev yapmakta iken, yasadışı terör örgütü mensuplarıyla girişilen çatışma sonucu yaralanan davacının olay nedeniyle maddi manevi tazminat tazmini ile açtığı dava da yerel mahkeme açılan davanın 5233 Sayılı Yasa kapsamında olduğu bu sebeple öncelikle valiliklere başvurulması gerektiği belirtmiş davacı ise davanın 2577 Sayılı Yasa kapsamında tam yargı davası olduğunu iddia etmiştir. Danıştay 10. Dairesi ’de vermiş olduğu kararda vurguladığı üzere, 5233 Sayılı Yasanın uygulama alanının sosyal risk ilkesi çerçevesinde olduğu, idari eylemlerden doğan zararın hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince tazmini gereken hallerde 2577 Sayılı Yasanın uygulama alanı bulacağını belirtmiştir. Olayda görev esnasında polis memuru yaralandığından bu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği kararda vurgulanmıştır.(Atay, Odabaşı 275)

Terör Olayları Sebebiyle Mal Varlığından Mahrum Kalan ve Mal Varlığında Zarar Meydana Gelen Vatandaşlarımızın Tazminat Hakları Nelerdir?

Doğu ve Güneydoğu illeri başta olmak üzere yurt genelinde yaşamını mezra alanlarında sürdüren ve geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan vatandaşlarımız, günümüzde artan terör olayları dolayısı ile doğup büyüdükleri evlerini, yaşamlarını ve işlerini kısacası hatıralarını ve umutlarını geride bırakıp, can güvenliği bakımından daha iyi koşullar sağlayan daha emniyetli kentlere göç etmek zorunda bırakılmaktadır. Göç edemeyecek durumda olanlar ise yaşadıkları maddi kayıplarla hayata tutunmaya çalışmaktadırlar.

Terör olayları sebebiyle göç etmek zorunda kalınan mezra alanlarında vatandaşlar manevi duygularının yanı sıra maddi değerlerini de geride bırakmaktadır. Göç ederek geride bırakmaya zorlandıkları malvarlıklarına ve taşınmazlarına ulaşamayan vatandaşlarımız ile birlikte malvarlıklarını geride bırakmamalarına rağmen, terör eylemleri neticesinde birçok vatandaşımızın maddi anlamda az veya çok bir zarara uğradıkları bilinmektedir. Vatandaşlarımız elinde olmayan sebepler neticesinde uğradıkları bu zararın devlet tarafından tazmin edilmesini ümit etmektedir.

17 Temmuz 2004 tarihinde 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında kanun kabul edilmiştir. Adı geçen kanunla devletin terörle mücadele kapsamında yürüttüğü faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin zararlarının devletin bir kusuru olmasa bile, yasa koyucu tarafından sulh yoluyla karşılanabilmesi için özel bir usul getirilmiştir. Buna göre, Kanunda belirtilen süreler içinde ilgili valiliklere yapılan başvurular, valilikler nezdinde oluşturulan komisyonlarca değerlendirmeye tâbi tutulmakta ve başvuranın zarara uğradığı sonucuna varılması halinde saptanan zararın ödenmesine karar verilerek bu miktar üzerinden düzenlenen sulhname tasarısı davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilmektedir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhname tasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı belirtilmiş, maddenin son fıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ise ilgililerin yargı yoluna başvurma hakkı saklıdır.  Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren 60 gün içinde ve her halde olayın meydana geldiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde başvurmaları gerekmektedir. Başvuru zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine yapılmalıdır. Bu süre geçirildikten sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. İlgili valilik dışında farklı bir yere yapılan başvuru ( farklı valilik, kaymakamlık, bakanlıklar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları) ilgili valiliğe gönderilecektir. Başvurunun yapılması halinde dava açma süresi durur.

Bu kapsamda illerde valilikler bünyesinde kurulan komisyonlara müracaat etmekte ve uğranılan zararın hesabı ile kendilerine ödenmesini talep edebilmektedirler. Burada vatandaşlarımıza düşen görev ulaşamadıkları menkul ve gayrimenkul malvarlıklarının tam ve doğru biçimde tespit edilebilmesi için gerekli bilgi ve belgeleri eksiksiz olarak ilgili komisyonlara iletmeleridir. Bu hususta evvelce tarihlerde verilmiş Danıştay 15. Dairesinin 07.12.2015 tarihinde vermiş olduğu 2012/7342 Esas ve 2015/8580 K. sayılı kararı da bu yöndedir.

Terör Eylemleri Sonucu Hayatını Kaybedenlerin Yakınları Manevi Tazminat İsteminde Bulunabilir mi?

Genel olarak idarenin hukuki sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, aynen özel hukukta olduğu gibi idarenin bir fiilinin söz konusu olması (eylem ya da işlem), bu fiil sonucu bir zararın meydana gelmiş olması ve nihayet fiil ile zarar arasında illiyet bağının varlığı gereklidir.

Bununla birlikte idarenin kusursuz sorumluluğunun olduğu durumlar da mevcuttur. Bunlardan bir tanesi ve en önemlisi “Sosyal Risk” ilkesidir. Sosyal risk, insanların bir arada yaşamalarından doğan bir risk halidir.Toplumun içinde bulunduğu kargaşadan doğan zararlar, o toplumun siyasî bir örgütlenmesi olan devletçe karşılanarak topluma pay edilir.Toplumun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı kitle hareketleri ve bunlardan doğan saldırıların yol açtığı zararlarla, savaşlarda sivil halkın uğradığı zararların kusursuz olsa bile idare/devlet tarafından karşılanması durumudur.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece “maddi” olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa’da bu zararlardan “manevi” olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede “sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır” denilerek Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir….”

Anılan Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, 5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.

Diğer taraftan, terör olayları nedeniyle zarar gören bireylerin, 5233 sayılı Yasa uyarınca maddi zararlarının karşılanmasına yönelik olarak sulhname imzalamış olması, meydana gelen manevi zararların tazmini istemiyle dava açmalarına engel teşkil etmemektedir.Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.

Konuyla ilgili var olan bir yargıtay kararından bahsetmek açıklayıcı olacaktır:

Davalı idare, İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 27/06/2013 günlü, E:2013/1306, K:2013/1128 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Dosyanın incelenmesinden; 04/08/2005 tarihinde İslanbul Pendik İlçesinde, Ada Tesisleri yakınında bulunan çöp konteynırına terör eylemiyle konulan bombanın patlaması sonucu, davacılardan …’nun eşi ve kızı, …’nun annesi ve kızkardeşi, … ve …’nun hayatını kaybettiği, bu olay nedeniyle, İstanbul Valiliği tarafından, “5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun” kapsamında …’ya 11.295,00-TL, …’ya 18.825,00-TL maddi tazminatın ödendiği, davacılar tarafından, maddi tazminat dışında taraflarına ayrıca manevi tazminat ödenmesi gerektiği ileri sürülerek … için 100.000,00-TL, … için 100.000,00- TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu uyuşmazlıkta, tazminat istemine konu olan terör olayının meydana geliş şekli ve davacıların sosyo-ekonomik durumu dikkate alındığında, Mahkemece toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine hükmedilmesinde hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 27/06/2013 günlü, E:2013/1306, K:2013/1128 sayılı ısrar kararının onanmasına, dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/03/2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kaynakça

  • Ender Ethem ATAY ve Hasan ODABAŞI, İdarenin Sorumluluğu Ve Tazminat davaları, Seçkin Yayınları, Ankara, 2010.
  • Kazancı İçtihat Bilgi Bankası erişim tarihi 17.10.2016   http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm
  • DANIŞTAY DERGİSİ,Yargı Kararları, SAYI:137, 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.