Terör Eylemleri Sonucunda Maddi ve Manevi Zararların Tazmini İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar Nelerdir?

Terör Eylemleri Sonucunda Maddi ve Manevi Zararların Tazmini İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar Nelerdir?

5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun amacı: terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir. Bu kanunun amacı sosyal risk ilkesi çerçevesinde nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan objektif sorumluluğu ilkesine dayanarak toplumun bir bireyi olarak zarar gören 3. Kişilerin zararının tazmin edilmesine yöneliktir.  İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyememesi sebebiyle zarar gören sivil vatandaşlar için bu zararların tazmin etmek amacıyla, zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Yasanın geçici 1. Maddesine göre de 19.07.1987- 27.07.2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar neticesinde de zarara uğrayanların, Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararların tazmini olanağı getirilmiş ve söz konusu 1 yıllık başvuru süresi 30.05.2008 tarihine kadar uzatılmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, idarenin eyleminden kaynaklı örneğin görev esnasında terör örgütüyle mücadele ederken yaralanan kimselerin 5233 Sayılı Kanun uyarınca önce valiliklere başvurması gerektiğine ilişkin şart aranmayacak olup 2330 Sayılı Kanun uyarınca kendileri nakdi tazminata hak kazanırken aynı zamanda maddi ve manevi zararların tazmini için idari yargıda tam yargı davası açabileceklerdir. Başka bir ifadeyle; idari eylemlerden doğan zararın hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkesine dayanıyorsa sosyal risk ilkesinden bağımsız olarak değerlendirilerek görev esnasında zarara uğrayanların tam yargı davası açabilmeleri için öncelikle 2577 Sayılı Kanun’un 13. Maddesi uyarınca : “. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde (60 gün) dava açılabilir.  Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” Şeklinde olup görevi esnasında terörle mücadeleden kaynaklı zarar görenler bağlı oldukları kuruma öncelikle başvurmaları gerekmekte olup olumlu bir cevap alamamaları halinde idare mahkemelerinde tam yargı davası açabilirler. Konuya ilişkin aşağıda vereceğimiz örnek Danıştay Kararında da bu husus vurgulanmıştır. Olayın meydana gelmesinde idarenin kusuru saptandığı takdirde, uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca çözümlenmesi; idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edilmesi halinde ise, 5233 sayılı Yasa kapsamında yalnızca “maddi” zararlarının tazmini olanaklı olduğundan, manevi tazminat istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi zorunlu bulunmaktadır.

Danıştay 10. Daire 09.03.2009- 5999/1515 sayılı kararında da vurguladığı üzere; “polis memuru olarak görev yapmakta iken, yasadışı terör örgütü mensuplarıyla girişilen çatışma sonucu yaralanan davacının olay nedeniyle maddi manevi tazminat tazmini ile açtığı dava da yerel mahkeme açılan davanın 5233 Sayılı Yasa kapsamında olduğu bu sebeple öncelikle valiliklere başvurulması gerektiği belirtmiş davacı ise davanın 2577 Sayılı Yasa kapsamında tam yargı davası olduğunu iddia etmiştir. Danıştay 10. Dairesi ’de vermiş olduğu kararda vurguladığı üzere, 5233 Sayılı Yasanın uygulama alanının sosyal risk ilkesi çerçevesinde olduğu, idari eylemlerden doğan zararın hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince tazmini gereken hallerde 2577 Sayılı Yasanın uygulama alanı bulacağını belirtmiştir. Olayda görev esnasında polis memuru yaralandığından bu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği kararda vurgulanmıştır.(Atay, Odabaşı 275)

Bir diğer husus terör faaliyetleri esnasında zarar gören 3. Kişilerin 5233 Sayılı Kanun kapsamında manevi zararların tazmin edilip edilemeyeceğine ilişkin olup kanunda talep edilemeyeceğine ilişkin açık bir hüküm olmamasına rağmen Danıştay kararlarına göre manevi zararlar bu kanun kapsamında talep edildiğinde reddedilmektedir. Danıştay 10. Daire E. 2010/749  – K. 2010/5192 4.6.2010 tarihli kararında da vurgulandığı üzere;   Dava; davacıların müşterek çocuğunun, Diyarbakır İli, Merkez İlçesi, Koşuyolu Caddesi üzerine yasadışı terör örgütü mensuplarınca konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybettiğinden bahisle, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırap karşılığı manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Yapılacak araştırma sonucu, olayın meydana gelmesinde idarenin kusuru saptandığı takdirde, uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca çözümlenmesi; idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edilmesi halinde ise, 5233 sayılı Yasa kapsamında yalnızca “maddi” zararlarının tazmini olanaklı olduğundan, manevi tazminat istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi zorunlu bulunmaktadır.

İdare Mahkemesince; meydana gelen olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerekirken; belirtilen yönde herhangi bir irdeleme yapılmaksızın, olay sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmek suretiyle verilen kararda yasal isabet bulunmamaktadır. Dava; davacıların müşterek çocuğu olan …in 12.9.2006 tarihinde, Diyarbakır İli, Merkez İlçesi, Koşuyolu Caddesi üzerine yasadışı terör örgütü mensuplarınca konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybettiğinden bahisle, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırap karşılığı 70.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince; idarenin, terör eylemi sonucu meydana gelen zararı, sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği; buna göre, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile takdiren 40.000 TL tazminatın davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Davalı idarece, anılan kararın, kabule ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararlar tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Bununla birlikte; bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.

Belirtilen niteliğine göre, sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararın toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında; olay ve zararın, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka bir deyişte zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamaması gerekmektedir.

27.7.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş olup; bu amaç, anılan Yasanın genel gerekçesinde “Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. … Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. … İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. … Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonunda, … terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması …. amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Anılan Yasanın 6. maddesinde, Yasanın yürürlüğünden sonra meydana gelen olaylar nedeniyle yapılacak başvurulara yönelik süreler belirlenmiş ve zarar görenin veya mirasçılarının, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurması gerektiği; ilgili valilik dışında diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan başvuruların, dilekçenin verildiği idarece ilgili valiliğe gönderileceği hükme bağlanmıştır. Yasanın geçici 1. maddesinde ise, 19.7.1987-27.7.2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar nedeniyle zarara uğrayanların, Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararlarının tazmini olanağı getirilmiş ve söz konusu bir yıllık başvuru süresi 30.5.2008 tarihine kadar uzatılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü üzere; 5233 sayılı Yasa, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen “sosyal risk” ilkesinin yasalaşmış halidir. Bu nedenle, adı geçen Yasanın uygulama alanı yalnızca “sosyal risk ilkesi” uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından; idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Yasanın 13. maddesinin uygulanması gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; davacıların, müşterek çocukları olan …'in 12.9.2006 tarihinde, Diyarbakır İli, Merkez İlçesi, Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan Yunus Emre İlköğretim Okulu İle Koşuyolu Parkı arasında kalan kaldırım üzerine yasadışı terör örgütü mensuplarınca konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybettiğinden bahisle, olay nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini istemiyle Diyarbakır Valiliğine başvurdukları; komisyonca, başvurularının kısmen kabul edilerek 18.000 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verildiği; davacılar tarafından, sulhname teklifinin kabul edilmeyip uyuşmazlık tutanağı düzenlenmesi üzerine, komisyonca tesis edilen işlemin iptali ile 30.000 TL maddi, 70.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 23.11.2007 tarih ve E:2007/1108, K:2007/1618 sayılı kararıyla, 5233 sayılı Yasada manevi tazminat öngörülmediğinden, maddi tazminat için ayrı, manevi tazminat için ayrı dava açılması gerektiği gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca dilekçenin reddedildiği; bu karar üzerine davacıların, maddi tazminat istemiyle adı geçen Mahkemenin E.2008/877 sayılı esasına kayıtlı davayı, manevi tazminat istemine yönelik olarak ise E:2008/856 sayılı esasına kayıtlı davayı açtıkları; manevi tazminat istemi hakkında açılan davada Mahkemece, 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca dilekçenin İçişleri Bakanlığına tevdiine karar verildiği; bu suretle dilekçe kendisine intikal eden İçişleri Bakanlığınca başvurunun reddedilmesi üzerine davacılar tarafından bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayın, 5233 sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra meydana geldiği dikkate alındığında, öncelikle meydana gelen zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında mı, yoksa 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca mı tazmini gerektiğinin saptanması gerekmektedir.

Bu bağlamda; patlamanın meydana gelmesinde, dolayısıyla davacılar yakınının yaşamını yitirmesinde idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

Buna göre; yapılacak araştırma sonucu, olayın meydana gelmesinde idarenin kusuru saptandığı takdirde, uyuşmazlığın 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca çözümlenmesi; idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edilmesi halinde ise, 5233 sayılı Yasa kapsamında yalnızca “maddi” zararlarının tazmini olanaklı olduğundan, manevi tazminat istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi zorunlu bulunmaktadır.

Bu nedenle, İdare Mahkemesince; meydana gelen olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerekirken; belirtilen yönde herhangi bir irdeleme yapılmaksızın, olay sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmek suretiyle verilen kararda yasal isabet bulunmamaktadır. Kazancı İçtihat Bilgi Bankası   http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm    erişim tarihi 17.10. 2016

 

KAYNAKÇA

 

  1. Ender Ethem ATAY ve Hasan ODABAŞI, İdarenin Sorumluluğu Ve Tazminat davaları, Seçkin Yayınları, Ankara, 2010.

 

  1. Kazancı İçtihat Bilgi Bankası erişim tarihi 17.10.2016   http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm      

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Optimized with PageSpeed Ninja