Resmi Olarak Köy Korucusu Olmayanlar Görev Esnasında Yaralanırsa Terör Tazminatına Hak Kazanır mı?

Resmi Olarak Köy Korucusu Olmayanlar Görev Esnasında Yaralanırsa Terör Tazminatına Hak Kazanır mı?

Ülkemizde terörle mücadele kapsamında zaman zaman köy korucularının desteğine başvurulmakta, bu kimselerin sayılarının yetersiz olması halinde köy korucusu olmayanların da desteği istenmektedir. Artan terör olayları nedeniyle güvenliği sağlamak ve terörle mücadele etmek amacıyla nöbet tutan fakat resmi olarak köy korucusu sıfatını haiz olmayan kimselerin yaralanması durumunda, bu yaralanma vakası terörle mücadele kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle idarenin sorumluluğuna gidilerek zararın tanzim edilmesi söz konusudur.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesinde, kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı; ek 1. maddesinde ise, genel, katma ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla mahalli idareler ve sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklıkların, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadroları ile sözleşmeli personel ve sürekli işçi kadrolarının % 1'ini, bu Kanunun 1. maddesinde yazılı terör eylemleri nedeni ve etkisiyle; şehit olan veya çalışamayacak derecede malûl olan kamu görevlileri, er-erbaş, geçici köy korucuları ve gönüllü köy korucularının varsa eşlerinin, yoksa çocuklarından birisinin, çocukları da yoksa kardeşlerinden birisinin veya malul olup da çalışabilir durumda olanların, istihdamı için ayırmak ve bu fıkra hükümleri çerçevesinde belirlenecek kişileri işe almak veya atamak zorunda oldukları kurala bağlanmıştır. Bu ek imkanların yanı sıra kendisi ve yakınları için maddi ve manevi tazminat hakları da mevcuttur.

Nitekim Danıştay 11. Dairesi’nin 13.10.2009 tarih ve 2008/16060 E. ve 2009/8328 K. sayılı ilamına göre;

“Dosyanın incelenmesinden, Hakkari Beytüşebap İlçesinin Ilıcak Köyünde geçici köy korucusu olarak görev yaptığı tartışmasız olan davacının, 13.2.1993 tarihinde Kelereş Tepe'de keşif gözetleme yaparken teröristlerce döşenmiş olan mayına basması sonucu meydana gelen patlamada sol ayağının koptuğu ve sakat kaldığı, vazife malullüğü aylığı bağlanması için yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davanın mahkemece, Şırnak Valiliği'nce T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'ne yazılan 25.12.1999 tarihli yazıda, Beytüşebap Kaymakamlığımdan alınan ilgi yazıda bildirildiği üzere adı geçenin olay tarihinde görevli olmadığının tespit edildiği yolundaki bildirimi esas alınarak davanın reddedildiği anlaşılmaktadır.

Olayda Mahkemece Şırnak Valiliği'nin tarihi belirtilen yazısına dayanılarak hüküm tesis edilmiş ise de davacının,13.12.1993 tarihinde keşif ve gözetleme görevini yaparken terör örgütü mensuplarınca döşenen mayına basması sonucu yaralandığı ve sakat kaldığı dosyada bulunan olay yeri zaptı, İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen görev belgesi ve Şırnak İl Jandarma Komutanlığınca davacıyla İlgili olarak Jandarma Genel Komutanlığı'na hitaben yazılan 5.4.1994 tarihli yazıdan anlaşıldığından kendisine verilen görevi yerine getirirken sakatlandığı açık olan davacının durumunun anılan Yasa hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekirken bu yolda yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın mahkemece reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Yine Danıştay 15. Dairesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2011/9590 E. ve 2015/5736 K. sayılı ilamına göre;

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanunun amaç başlıklı 1. maddesi'nde; “Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”, kapsam başlıklı 2. maddesinde; "Bu Kanun, 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü, 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”, hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; Muş İli, Merkez, Suluca Köyü'nde 1993 yılında artan terör olayları nedeniyle 15 kişilik gönüllü köy korucusu ekibi oluşturulduğu, davacının bu ekipte yer almamasına rağmen o günlerde diğer korucuların silahıyla nöbet tuttuğu, olay günü davacının yine silahlı olarak nöbete katıldığı, 17/11/1995 tarihinde saat 21.30 civarında köyden silah seslerinin duyulduğu, silah sesleriyle beraber nöbetçilerin telaşlanarak kendilerini yere attıkları, nöbetçilerin de bu ateş sesleriyle birlikte sağa sola ateş ettikleri, davacının elindeki silahın emniyetinin açık ve ateşe hazır olduğu, silah sesleriyle beraber kendisini yere attığında silahın ateş alması sonucu yaralandığı, olay nedeniyle uğradığı zararın 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, köy korucusu olmamasına rağmen, 1993 yılında artan terör olayları nedeniyle güvenliği sağlamak ve terörle mücadele etmek amacıyla nöbet tutan davacının yaralanması olayının, terörle mücadele kapsamında değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken; yaralanma olayının herhangi bir terör olayı ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen bir faaliyetten kaynaklanmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.”

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir