İşin Götürü Usulü Yapılması Halinde Meydana Gelen Kaza İş Kazası mıdır?

İşin Götürü Usulü Yapılması Halinde Meydana Gelen Kaza İş Kazası mıdır?

Kanunen bir hüküm bulunmasa dahi uygulamada götürü olarak kararlaştırılmış ve anahtar teslim şeklinde verilmiş işlerin işveren-işçi ilişkisi olarak değil borçlar kanunu çerçevesinde eser sözleşmesine dayalı iş ilişkisi olduğu görüşü hakim. Dolayısı ile işveren-işçi değil iş sahibi-işi yerine getiren ilişkisi mevcuttur.

 

İşçi-işveren ilişkisinin oluşabilmesi için iki önemli eken mevcuttur. Bu iki etken ise ‘’zaman ve bağımlılık’’ olarak tanımlanabilir. Zaman unsuru işverenin belirli mesai saatleri oluşturarak işçilerini bu zaman dilimi içerisinde çalıştırmasını ifade eder. Bağımlılık unsuru ise işçileri denetleme, işe katılma, işi yönetme yetkisinin işverene ait olmasını, çalışanların yalnızca uzmanlık alanları ile ilgili sınırlı şeylere tek başlarına karar vermesini, onun dışında kalan her kararın işverene ait olmasını ifade eder.

 

İşçi-işveren ilişkisinin bir diğer önemli unsuru ise sigortalılık unsurudur. Götürü iş sözleşmesi yapılmış ve yapılan sözleşmede işi yerine getirecek kişinin malzemelerini, işçilerini vb. esaslı unsurları kendisinin temin edeceği ve işi bitireceği kararlaştırılmışsa sigortalı işçi kavramı oluşmamakta ve dolayısı ile iş kazasından iş sahibi mesul olmamaktadır. İş kazalarında tazminat için aranan ana etkenlerden birisi kaza geçirenin işverenin sigortalı işçisi olması iken götürü işlerde sigortalı işçilik kavramı mevcut değildir. Götürü işi yerine getiren kişi genelde kendi vergisini, sigortasını yatıran bağımsız çalışanlar olmaktadır.(Örnek olarak evin çatısının tamiri için bir usta ile götürü iş sözleşmesi yaparak bir ücrette anlaşmak ve kalan bütün işlemleri o ustanın kendisinin halletmesini gösterebiliriz.) Arada sigorta işveren-işçi ilişkisi veya düzenli bir aylık ödemeye bağlı çalışan ilişkisi bulunmadığı için götürü iş sözleşmeleri eser sözleşmesi sayılır ve geçirilen iş kazasından iş sahibinin sorumluluğu doğmaz. Buradaki karışıklık genelde götürü işi verenin işveren olarak nitelendirilmesinden kaynaklanmakta ise de götürü işi veren kişi işveren değil iş sahibi olarak nitelendirilmelidir. İşi alan ise işçi değil serbest çalışan bir kişidir ve bu onu işçiden çok işi alan konumuna, serbest çalışan kişi konumuna hatta kaba tabirle patron konumuna sokmaktadır.

 

En genel manada alt işverenlik ilişkisinden söz edilebilmesi için götürü işi verenin de üretime katılması ve yapılan işe üretim noktasında etki etmesi gerekmektedir. Tabi ki üretimde kalite kontrolü olarak götürü işi verenin çalışanları yer alabilir ama bunların fiili olarak üretime katılmaması sadece denetim makamı olması gerekmektedir. Bu durumda İSG anlamında veya iş kazası durumunda sadece ihale ve kontrol makamı konumunda olan iş sahibinin sorumluluğundan söz edilemez. Örnek olarak anahtar teslimi inşaat sözleşmesi en genel manada taşınmaz niteliğindeki bir inşa eserinin müteahhit tarafından götürü bir bedelle kullanıma hazır halde götürü işi verene teslim edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Anahtar teslim sözleşmede işi ihale eden iş sahibi  bedel karşılığı binayı yapmayı taahhüt edene ise “müteahhit (işveren)” denmektedir. Oturmuş yargı kararlarında bir iş kazasından iş sahibi ile müteahhittin beraber sorumlu olabilmeleri için  müteahhide verilen işin, bir bölümünden ya da eklentilerinde yapılan işlerden oluşması gerekir” ve ancak  “işin tamamının ihale yoluyla verilmesi halinde, ihale makamı (iş sahibi) asıl işveren konumunda olacağından iş kazasından doğan tazminatlardan kendisine husumet düşmez şekline bir şart öngörülmüştür. (Yargıtay 9.HD Esas:1993/13970 Karar:1993/3488 Tarih:02/03/1993)

 

Aynı zamanda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin2014/22555 E. 2016/9268 K. sayılı kararı da yazımızı destekler niteliktedir. Söz konusu kararda; ‘’…’’götürü hizmet’’ altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 5510 Sayılı Kanun'un 82/2'nci maddesindeki “…ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden” ibaresi nazara alındığında bu unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. 5510 Sayılı Kanun'un 12. maddesinin birinci fıkrasında işveren aynı Kanunun 4. maddesini birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı sayılan kimseleri çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak tanımlanmış olup, hizmet akdi tanımı ile hizmet akdine tabi olarak çalıştıran kimse iç içe geçerek belirlenecek hususlardır. Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinde hizmet akdi, "Hizmet akdi bir mukaveledir ki, onunla işçi muayyen ve gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder" şeklinde tarif edilmiştir. Hizmet akdinden söz edebilmek için belirli bir işin, işverene bağımlı olarak çalışma karşılığında bir ücret mukabili yapılması gerekmektedir.

Borçlar Kanunu'nun 355 ve 356. maddelerinde düzenlenen istisna akdinde ise "belirli bir işin belirlenen bedel mukabilinde işverenin mesai kısıtlamasına tabi olmadan yapılıp veya başkalarına yaptırılıp teslim edilmesi" söz konusudur. Hizmet akdinde sürdürülen ve devam eden hizmet, istisna akdinde ise, işten hâsıl olacak sonuç önemlidir.

Davaya konu somut olayda, mahkemece, davalı ile kazalanan arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdinden değil istisna akdinden kaynaklandığı belirtilmiş ise de; kazalının çalışma şekline dair olarak beyanlarına başvurulmalı, davalının yaptırmak istediği dış cephe boyama işini, kazalıya taşeron sıfatıyla mı, yoksa sıva işinde çalışanların tamamını ücretli olarak mı çalıştırdığı, davalı ile kazalı arasında, günün belirlenen bir saatinde iş başı yapılıp belirlenen zamanda da işin bırakılacağı, bu mesai karşılığında günlük ücret ödeneceği yönünde bir anlaşma olup olmadığı ve ayrıca davacı kurumca davalı ile kazalı arasında hizmet akdi olduğu kabulüne esas bilgi ve belgelerin bulunup bulunmadığı ile kazalananın aynı işyerinde çalışma arkadaşları olup olmadığı, komşu işyerleri ile çalışmayı bilebilecek tanıkların da beyanları alınmalı, kazalının meydana gelen olay sebebiyle davalıya karşı herhangi bir dava açıp açmadığı, açmış ise kararın kesinleşip kesinleşmediği kesinleşmiş ise, davalının oradaki konumunun ne olduğu ile şayet, yapılan işin ücret karşılığı sıva işine dair olduğu tespit edilirse, bu takdirde hizmet akdinin varlığı kabul edilmeli, buna göre, dosyada mevcut deliller ile birlikte başkaca resen elde edilecek deliller birlikte değerlendirilerek; taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, hizmet akdi ve istisna akdinin yasal unsurları irdelenerek belirlenmelidir.’’ denilerek iş akdinin temel unsurları ve işçi-işveren bağının oluşabilmesi için gereken şartlar açıkça belirtilmiştir. Bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için arada bulunması gereken bağ işçi-işveren bağıdır. Dolayısı ile götürü işlerde yukarıda sayılan şartların mevcut olmadığı durumlarda aradaki akit iş akdi değil istisna akdi olacaktır ve ortaya çıkan kazalar iş kazası başlığı altında değerlendirilemeyecektir. Yargıtay kararının tamamı yazımızın altında mevcuttur.

 

T.C.

YARGITAY

10. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/22555

K. 2016/9268

T. 6.6.2016

DAVA : Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtilen şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra in gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR : Davacı kurum 07.05.2010 tarihinde, davalı … adına kayıtlı olup da tescilsiz bina inşaatı yerinde meydana gelen olayın  kazası olduğu kabulünden hareketle yaralanan sigortalıya yaptığı sosyal sigorta yardımlarının 5510 Sayılı Yasa'nın 23'üncü ve 76'ncı maddeleri kapsamında rücuan tahsili amacıyla eldeki davayı açmış, mahkemece davalı ile kazalanan kişi arasında hizmet akdinin bulunmadığının kabulüyle davanın reddine karar verilmiştir.

Uyuşmazlık davalı ile kazalanan arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinde toplanmaktadır.

5510 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre; hizmet akti ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar. Söz konusu Kanunda “hizmet akdi” tarifine yer verilmemiş, yalnızca Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdi ve  mevzuatında tanımlanan  sözleşemesine atıfla yetinilmiştir. 4857 Sayılı İş Kanununun 8'inci maddesinde  sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı mülga Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde de bu konuda düzenlemeler yapılmıştır.Borçlar Kanununda, anılan sözleşme, “Hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan e göre verilmesi durumunda da çinin belirli veya belirsiz bir zaman için./…

alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 5510 Sayılı Kanun'un 82/2'nci maddesindeki “…ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden” ibaresi nazara alındığında bu unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde veren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını verene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. 5510 Sayılı Kanun'un 12. maddesinin birinci fıkrasında işveren aynı Kanunun 4. maddesini birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı sayılan kimseleri çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak tanımlanmış olup, hizmet akdi tanımı ile hizmet akdine tabi olarak çalıştıran kimse içiçe geçerek belirlenecek hususlardır.Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinde hizmet akdi, "Hizmet akti bir mukaveledir ki, onunla işçi muayyen ve gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder" şeklinde tarif edilmiştir. Hizmet akdinden söz edebilmek için belirli bir in, verene bağımlı olarak çalışma karşılığında bir ücret mukabili yapılması gerekmektedir.

Borçlar Kanunu'nun 355 ve 356. maddelerinde düzenlenen istisna akdinde ise "belirli bir işin belirlenen bedel mukabilinde verenin mesai kısıtlamasına tabi olmadan yapılıp veya başkalarına yaptırılıp teslim edilmesi" söz konusudur. Hizmet akdinde sürdürülen ve devam eden hizmet, istisna akdinde ise, ten hâsıl olacak sonuç önemlidir.

Davaya konu somut olayda, mahkemece, davalı ile kazalanan arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdinden değil istisna akdinden kaynaklandığı belirtilmiş ise de; kazalının çalışma şekline dair olarak beyanlarına başvurulmalı, davalının yaptırmak istediği dış cephe boyama işini, kazalıya taşeron sıfatıyla mı, yoksa sıva işinde çalışanların tamamını ücretli olarak mı çalıştırdığı, davalı ile kazalı arasında, günün belirlenen bir saatinde iş başı yapılıp belirlenen zamanda da işin bırakılacağı, bu mesai karşılığında günlük ücret ödeneceği yönünde bir anlaşma olup olmadığı ve ayrıca davacı kurumca davallı ile kazalı arasında hizmet akdi olduğu kabulüne esas bilgi ve belgelerin bulunup bulunmadığı ile kazalananın aynı işyerinde çalışma arkadaşları olup olmadığı, komşu işyerleri ile çalışmayı bilebilecek tanıkların da beyanları alınmalı, kazalının meydana gelen olay sebebiyle davalıya karşı herhangi bir dava açıp açmadığı, açmış ise kararın kesinleşip kesinleşmediği kesinleşmiş ise, davalının oradaki konumunun ne olduğu ile şayet, yapılan in ücret karşılığı sıva ine dair olduğu tespit edilirse, bu takdirde hizmet aktinin varlığı kabul edilmeli, buna göre, dosyada mevcut deliller ile birlikte başkaca resen elde edilecek deliller birlikte değerlendirilerek; taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, hizmet akdi ve istisnaakdinin yasal unsurları irdelenerek belirlenmelidir. Bu konuda Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2006 tarih 2006/10-84-121 E.K. sayılı kararında geniş ve açıklayıcı bilgiden yararlanılması mümkün görülmüştür.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 06.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now ButtonHemen ARA