Boşanma Davası Ve Boşanmanın Mali Sonuçları             

Boşanma; Türk Medeni Kanunu’nun 161 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesiyle veya tarafların anlaşmasıyla açılabilecek bir dava türüdür. Boşanma ile taraflar arasında kurulmuş olan evlilik birliği mahkeme kararıyla sona erdirilmekte ve evlilik birliğinin sona ermesinin bir takım sonuçları gündeme gelmektedir.

BOŞANMA SEBEPLERİ

A-) ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ:

1-) ZİNA (TMK m.161)

Zina, eşi dışında başka bir kişi ile istenerek gerçekleştirilen cinsel ilişkidir. Eşlerden biri zina ederse (bir kere olması yeterli), diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini (zinayı) öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

            Şartları:

  • Evlilik ilişkisinin bulunması
  • Başkasıyla cinsel ilişkide bulunma(Aynı cinsten biriyle veya hayvan ile cinsel ilişkide bulunma zina sayılmaz. Bu tür davranışlar haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma sebebi olabilir.)
  • Zina edenin kusurlu bulunması (Tecavüze uğrayan eşe zina nedeniyle dava açılamaz)

            Zina Sayılan Davranışlar:

  1. Her şekilde kurulan cinsel ilişki
  2. Eksik kalkışma (Öğretide zina için tam ve normal bir ilişki şarttır. Oysa Yargıtay, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan sebeplerden dolayı eylem teşebbüs aşamasında kalmışsa bile bu hareketi zina sebebiyle boşanma için yeterli saymıştır.)
  3. Eşlerden birinin karşı cinsten yakın akrabası olmayan bir kişiyle zorunluluk bulunmadan aynı otel odasında veya aynı evde gecelemeleri (Yargıtay kararlarına göre) zina sayılmaktadır.

 

T.C.YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 1993/7903 K. 1993/7941 T. 23.9.1993
 

“Medeni Kanunun 129. maddesi ile zina eylemindeki eşlerin biri birine karşı sadakat mükellefiyetlerini bozan ahlaki yapı, boşanma sebebi kabul edilmiştir. Boşanma nedeni olarak ceza hukuku çerçevesinde tamamlanmış bir zinanın varlığı ve kanıtlanması amaçlanmamıştır. Büyük bir gizlilik içinde oluşması doğal olan zina fiilinin tam bir görgüye dayanarak kanıtlanması pek nadir olmaktadır. Zina olayının varlığı bazı ipuçları, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir. Bu itibarla, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan nedenlerle eylemin tamamlanamamış olması, bir başka anlatımla eylemin eksik kalkışma derecesinde kalması da zina sebebiyle boşanma için yeterlidir.”

2-)HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VEYA ONUR KIRICI DAVRANIŞ (TMK m.162)

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altıay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

            Hayata Kast Sayılan Davranışlar:

  1. Eşini intihara teşvik etmek
  2. Eşini öldürmek için kullanılan araçlar, öldürmeye elverişli olmasa bile öldürme amacına yönelik davranışlar
  3. Eşine yönelik öldürme eyleminin teşebbüs aşamasında kalması
  4. Eşinin ölüm tehlikesine seyirci kalmak

            Pek Kötü Davranış Sayılan Eylemler:

  1. Eşin vücut bütünlüğüne saldırı (Zulüm, İşkence, Ağır Eziyet, Acımasızca Dövmek, Anormal Cinsel İlişkiye Zorlamak)
  2. Eşin sağlığına saldırı (Aç Bırakmak, Hastalık Aşılamak, Hapsetmek)

            Onur Kırıcı Davranışlar:

  1. Eşine ağır hakaret etmek
  2. Eşine sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini gerçeğe aykırı şekilde tekrarlamak
  3. Eşinin peşine adam takıp takip etmek
  4. Eşin namus ve şerefinin ağır surette ihlali

 

3-) SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME (TMK m.163)

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler (ör: yüz kızartıcı suçlar –hırsızlık, dolandırıcılık, zimmet, rüşvet, uyuşturucu ticareti vb.– Suçu işleyen eş, suç nedeniyle mahkûm olmasa da, boşanma davası açılabilir)veya haysiyetsiz bir hayat sürer(haysiyetsiz yaşamda süreklilik şarttır) ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Küçük düşürücü suç eylemlerinin ve haysiyetsiz yaşam sürmenin evlendikten sonra gerçekleşmiş olması gerekir. Eşinin suç işlediğini bilerek onunla evlenen kişi, küçük düşürücü bir suç işlendiğinden bahisle boşanma davası açamaz.

            Haysiyetsiz Hayat Sürme Davranışları:

  1. Ayyaşlık
  2. Kumarbaz olma
  3. Genel ev işletme
  4. Uyuşturucu bağımlısı olma
  5. Homoseksüellik

4-) TERK (TMK m.164)

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

            Şartları:

  • Ortak hayata son verme
  • Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadının bulunması
  • Ayrı yaşamanın en az altı ay devam etmiş olması
  • Terk edene ihtarda bulunulması (Boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. Bu süreler kamu düzeninden olup hâkim tarafından re ’sen dikkate alınır.)

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2005/1560 K. 2005/3620 T. 10.3.2005
            “Davalı ( kadın ) ihtar üzerine Ödemiş'teki müşterek konuta dönmüştür. Taraflar bir süre Ödemiş'te oturduktan sonra birlikte Denizli' ye gitmişler ve oradaki ortak konutu bilahare davacı koca terk etmiştir. Terk eden eşin dava hakkının bulunmadığı ve davanın reddinin gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.”

5-) AKIL HASTALIĞI (TMK m.165)

            Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

            Şartları:

  • Eşlerden birinin akıl hastası olması(Hastalığın belli bir süre devam etmesi şartı aranmamıştır.)
  • Hastalığın iyileşmesinin imkânsız olması(Resmi sağlık kurulu raporuyla belgeli)
  • Ortak hayatın diğer eş için çekilemez hale gelmesi gerekir

 

T.C.YARGITAY2. HUKUK DAİRESİE. 2014/391K. 2014/1671T. 30.1.2014
“Davacı koca, hem akıl hastalığı hukuki sebebine (MK 165 md.), hem de evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine (MK 166/1 md.) dayalı boşanma davası açmıştır. Mahkemece dava "ispat edilemediği" gerekçesiyle reddedilmiştir.Eşlerden biri akıl hastası olup da, bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla boşanma kararı verilebilir (TMK. m. 165). Toplanan delillerden, davalı kadın hakkında vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği konusunda Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde derdest bir davanın bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu davanın sonucu beklenilmeden, davalının akıl hastası olup olmadığı ve akıl hastası ise, hastalığının geçmesine olanak bulunup bulunmadığı araştırılmadan eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

B-) GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ:

1-) EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI (TMK m.166/1)

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

            Şartları:

  • Evlilik birliği temelden sarsılmış olmalı
  • Ortak hayat çekilmez hale gelmiş olmalı

Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 02.12.1991 tarihli, 1991/12450 E. ve 1991/14351 K. sayılı Kararında; “Aynı evde oturmakla birlikte çok uzun süre birbirleri ile bağlantı kurmayan ve konuşmayan eşlerden birinin açtığı boşanma davasına diğer eşin karşı çıkması hakkın kötüyü kullanılması niteliğindedir.”

Evlilik birliğinin temelden sarsılması kusura dayanmamaktadır. Her iki eş de kusurlu olsa veya her iki eşin de kusuru bulunmasa dahi evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeni ile boşanma davası açılabilir. Ancak Yargıtay, tam kusurlu eşin hiçbir kusuru olmaya eşe karşı bu sebeple boşanma davası açma hakkı olmadığı yönünde kararlar vermiştir.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2013/24527 K. 2014/7694 T. 2.4.2014
“Davacının, bir başka kadınla ilişkisinin olduğu ve evi bu amaçla terk ettiği yapılan soruşturma ve toplanan delillerde anlaşılmaktadır. Davacı ile davalının kardeşleri Osman ve Ali arasında 17.03.2012 tarihinde meydana gelen “karşılıklı basit yaralama” ile sonuçlanan olaya davalının iştirak ettiğine veya kardeşlerini azmettirdiğine ya da teşvik ettiğine ilişkin bir delil ve davalı hakkında bir soruşturma yoktur. Sözü edilen olayla ilgili soruşturmada dahi, davacının bu yönde bir iddiası olmamıştır. Mevcut olaylara göre, evlilik birliğinin devamı, eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki; bu sonuca, tamamen davacının yukarıda açıklanan kusurlu tutum ve davranışlarıyla ulaşılmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Tam kusurlu eşin ise, dava hakkı yoktur. Bu durumda, davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.”

Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Sebep Olan Davranışlar:

  1. Duygusal Şiddet (Alay etme, aşağılama, küçük düşürme, sırlarını açıklama...)
  2. Ekonomik Şiddet (Aşırı borçlanma, borçlarını ödememe, eve hacizgelmesine sebep olma, çalışmamak...)
  3. Cinsel Şiddet (Sürekli olarak cinsel ilişkiden kaçınma, doğal olmayan yollarla cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel sadakate aykırı davranışlarda bulunma...)
  4. Fiziksel Şiddet (Eşini dövmek, çocuklarını dövmek, yaralamak,cisim fırlatmak, ısırmak, kilitli ortamda hapsetmek...)
  5. Sosyal Şiddet (Giyim konusunda baskı yapmak, sosyal ilişkilerini kısıtlamak, dini konularda baskı yapmak)

2-) EŞLERİN ANLAŞMASI (TMK m.166/3)

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları(Avukatların dinlenmesi burada kabul görmez) bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

            Şartları:

  • Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması,
  • Eşlerin boşanmak için birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi,
  • Hâkimin tarafları bizzat dinlemesi,
  • Hâkimin tarafların ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekir.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/17160, K.2007/6186 T. 12.04.2007
“...Toplanan delillerden eşlerin 30.03.2006'da evlendikleri, davanın ise aradan iki ay geçtikten sonra 29.05.2006'da açıldığı anlaşılmaktadır. Anlaşmalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için Medeni Kanun'un 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre geçmemiştir. Davanın Medeni Kanun'un 166/1-2. maddesi çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde boşanmaya hükmedilmesi doğru görülmemiştir.”

3-) ORTAK HAYATIN YENİDEN KURULAMAMASI (TMK m.166/4)

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

            Şartları:

  • Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddedilmiş olması
  • Ret kararının kesinleşmesinden başlayarak üç yılın geçmiş ve ortak hayatın yeniden kurulamamış olması
  • Eşlerden birinin istemde bulunması

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/3770 K. 2007/17648 T. 17.12.2007
“Davacı kocanın daha önce açtığı boşanma davası reddedilmiş, karar 4.6.1999 tarihinde kesinleşmiştir. Boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra tarafların zaman zaman bir araya geldikleri ve aynı evde birlikte kaldıkları, davacının, davalı eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşıladığı, toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanları ile gerçekleşmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/4. maddesinde yer alan ortak hayatın yeniden kurulmamış olması koşulu oluşmamıştır. O halde isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde boşanma kararı verilmesi doğru görülmemiştir.”

 

BOŞANMA DAVASI

Boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise aile mahkemesidir. (Aile mahkemesi olmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemeleri görevlidir.)

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayılık isteyebilir. Boşanma sebebi ispatlanmış olursa hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez.

Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re ‘sen alır.

Davadan feragat: Davanın her aşamasında boşanma davasından feragat mümkündür.

BOŞANMANIN HUKUKİ SONUÇLARI

  • Evlilik Birliğinin Sona Ermesi
  • Tarafların Yeniden Evlenme İmkânının Doğması
  • Kişisel Durumların Değişmesi Veya Korunması(Boşama halinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur, ancak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.)
  • Kadının Beklemesi Gereken Süre  / İddet Müddeti(Boşanmanın kesinleşmesinden sonra kadının yeniden evlenebilmek için 300 gün beklemek zorundadır. Bu 300 günlük bekleme süresinin mantığı, kadının olası bir hamileliği durumunda doğacak olan çocuğun soy bağının belirlenmesidir.)
  • Mirasçılık Sıfatının Kaybedilmesi(Boşanan eşler, birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılan ölüme bağlı tasarruflar aksi belirtilmemişse kendiliğinden hükümsüz hale gelir.)
  • Ana Ve Baba İle Çocukların Arasındaki İlişki(Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.)

BOŞANMANIN MALİ SONUÇLARI

  • Maddi Tazminat; Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
  • Manevi Tazminat;Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
  • Yoksulluk Nafakası;Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Hâkim şartlar gerçekleşmişse boşanmada kusursuz olan tarafın da nafaka ödemesini öngörebilir.

Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları (maddi/ manevi tazminat, yoksulluk nafakası), boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

 

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2005/3695K. 2005/6183T. 18.04.2005
“....Dava kabul edildiğine göre boşanmaya neden olan olaylarda davalı kusurludur. Boşanma sonucu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.”

NAFAKA

 Türk Medeni Kanunu’nda nafaka, genel olarak bakım nafakası ve yardım nafakası olmak üzere ikiye ayrılır. Bakım nafakası ise kendi içerisinde tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üçe ayrılır. 

1-Tedbir Nafakası:

TMK’nın 169. maddesine göre; “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re ‘sen alır.”

Hâkim,boşanma davası sırasında eşlerin ve çocukların zarar görmelerine engellemek için geçici önlemleri alabilmektedir. Eşlerin ve çocukların geçim ve bakımları için öngörülen önleme, “tedbir nafakası” denmektedir.

Boşanma ve ayrılık davasında geçici tedbir nafakası verilirken tarafların kusur durumu ölçü olarak alınamaz.

 

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2014/5843 K. 2014/16114 T. 10.7.2014
“Kanunda, hâkimin geçici bir önlem olarak tedbir nafakasına (TMK md. 169) hükmedebilmesi için, tarafların kusurlu olup olmadıkları yer almamış, hangisinin daha az ya da daha çok kusurlu olduğunun belirlenmesi yönünde bir koşul öngörülmemiştir. Bu sebeple hâkimin kusurlu olup olmadıklarına bakmaksızın, davanın başında bu geçici önlemi alması gerekir. Bir tarafın kusurlu olması onun lehine 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 169. maddesi çerçevesinde tedbir nafakasına hükmedilmesine engel teşkil etmez (HGK'nun 02.11.2011 tarihli 2011/2-533 esas, 2011/670 karar sayılı kararı). Bu bakımdan hiç ya da yeterli geliri bulunmayan kadın yararına dava süresince geçerli olmak üzere uygun miktarda tedbir nafakası takdir ve tayin edilmesi gerekir. Bu yön nazara alınmadan tedbir nafakası talebinin de "kusurlu" olduğu gerekçesiyle reddedilmesi doğru bulunmamıştır.”

Boşanma ve ayrılık davasında ekonomik güçleri birbirine yakın olan eşlerin birbirine geçici tedbir nafakası verme zorunluluğu yoktur.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2006/3984 K. 2006/9852 T. 20.6.2006
“Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar. ( TMK.m.186 /son ) Gelirleri ve malvarlıkları birbirine yakın olmasına karşın davalı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi doğru değildir.”

2- Yoksulluk Nafakası:

TMK’nın 175. maddesine göre; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf,kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Tarafların eşit kusurlu olması yoksulluk nafakası hükmedilmesine engel değildir. Ancak ağır kusurlu olan taraf lehine yoksulluk nafakası hükmedilemez.

T.C.YARGITAY2. HUKUK DAİRESİE. 2005/1657K. 2005/3658T. 10.3.2005
“...Ağır kusurlu kadın lehine yoksulluk nafakası takdir edilemez. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davacı kadının yoksulluk nafakası isteminin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırıdır.”

Yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.

Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

 

3- İştirak Nafakası:

TMK’nın 182. maddesinin 2. ve 3. fıkrasına göre; “Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

Çocuğun velayeti kendisine verilmiş olan taraf çocuğa bakmak, beslemek ve barındırmakla yükümlüdür. Çocuğun velayeti kendisine verilmeyen taraf ise, mali gücüne göre ve hâkimin belirleyeceği miktarda, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmak zorundadır. Hâkim tarafından belirlenen bu nafakaya “iştirak nafakası” denir. İştirak nafakası beslenme, barınma, giyinme, eğitim, sağlık vb. zaruri olan giderlerden oluşmaktadır.

İştirak nafakası davanın her zaman istenebileceği gibi nafaka için talep gerekli olmayıp, hâkim tarafından re ‘sen de karar verilebilir.

İştirak nafakası boşanma hükmünün kesinleşmesi ile başlayıp, lehine nafaka bağlanan çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.

 

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2008/5088 K. 2009/8933 T. 7.5.2009
 “....İştirak nafakasının içerisinde, barınma, giyinme, beslenme, eğitim, ulaşım gibi zaruri giderler bulunmaktadır. Mahkemece bu yön gözetilerek, uygun miktarda; dava tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, hükmün kesinleşmesinden itibaren ise iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken infazda karışıklık yaratacak şekilde (HUMK. 388. m.) eğitim ve sağlık giderleri ayrık tutularak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

4- Yardım Nafakası:

Yardım nafakasıTMK’nın364 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”

Bu maddeye göre yardım nafakası isteyebilecek olan kişiler üstsoy, altsoy ve kardeşlerdir. Anne ve babanın çocuğa karşı olan borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam etmekte olup, çocuğun ergin olması ile sona ermektedir. Ancak ergin olan çocuk kanundaki şartlar varsa, artık yardım nafakası talep edebilecektir. 

VELAYET

TMK’nın 182. maddesine göre; “Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır........”

 Velayet, ergin olmayan çocukların bakımı, korunması ve çeşitli yönlerden yetiştirilmesini sağlamak amacıyla ana ve babanın, çocuklarının şahsı ve malları üzerinde haiz oldukları hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenleyen bir kurumdur.

Evlilik birliği devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.

Hâkim; çocuğun yaşı, öğrenim durumu ve gereksinimlerine göre anne babadan hangisinin yanında kalmasının daha uygun olacağı; anne babadan hangisinin çocuk yetiştirme konusunda daha yeterli performansa sahip olduğu; velayetin verileceği ana veya babanın yaşadığı sosyal çevrenin, çocuğun ruhsal, bilişsel ve ahlaki gelişimine zarar verecek unsurları taşıyıp taşımadığı, hususlarında gerekli araştırmaları yapacak ve taraflarca sunulacak ve re ‘sen getirtilecek tüm delilleri toplayarak uzman görüş ve raporlarından yararlanmak suretiyle karar verecektir.

Ortak velayet; çocuğun ana ve babasının, velayet hakkı kapsamına giren hak, yetki ve yükümlülüklerde “müşretek” karar alması ve sorumluluğu da ortak olarak paylaşmasıdır.

Türk Medeni Kanunu’muzdaki mevcut velayet düzenlemesi, ayrılık veya boşanma durumunda velayet hakkının eşlerden yalnızca birine verilmesi üzerine kuruludur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan "11 numaralı Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 numaralı Protokol", 6684 Sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanıp yürürlüğe girmesiyle Türk Hukukunda da ortak velayet yolu açılmıştır. (T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/15771 K. 2017/1737 T. 20.2.2017)

KAYNAKÇA:

  • “Boşanma ve Sonuçları” başlıklı makale – Burçin Özenli ÇABUK (www.turkhukuksitesi.com)
  • “Boşanma Hukuku” – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN


Yorumlarınız

    Bu blog yazımız için herhangi bir yorum yazılmamış. İlk değerlendirmeyi sen yapmak ister misin?

Yorum Yazın

Yorumu Sil

Sizde bu blog paylaşımımız için görüşlerini bzilerle paylaşınız. ( * ) işaretli alanları doldurmak zorunludur.