Görevlerini Yaparken Terör Eylemi Sonucu Hayatını Kaybedenlerin Yakınlarına Emekli İkramiyesi Hakkı

Görevlerini Yaparken Terör Eylemi Sonucu Hayatını Kaybedenlerin Yakınlarına Emekli İkramiyesi Hakkı

12.04.1991 tarih ve 20843 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Malul olanlarla aylığa müstehak dul ve yetimlere yardım" başlıklı 21. maddesinde, "Memur ve kamu görevlilerinden yurt içinde veya yurt dışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmektedir.

3713 Sayılı Kanun'un 21. maddesinde, 4082 Sayılı Kanun'un 6. maddesiyle yapılan değişiklikle getirilen, "30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmesi" hakkı, madde kapsamındaki haklardan yararlanacak ilgili kişileri kapsamakta olup; Kanunda bu haklardan yararlanacak kişilerle ilgili bir tarih sınırlamasına yer verilmemiştir. Bu nedenle; Kanun hükmünde yer almayan sınırlamaların herhangi bir Kurul tarafından da sınırlanması mümkün değildir.

Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlamaktadır.

Sosyal Hukuk Devletinde, kamu yararı ile temel hak ve özgürlükler arasında denge kurulurken, insanın onuruna ve manevi varlığının korunmasına verilen değerin, kamu yararı düşüncesinin önünde yer alacağı kabul edilemeyeceği gibi, Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ilkesi de gözetilmek durumundadır.

Türkiye'nin de onaylayarak taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Eki Ek 1 numaralı Protokol çerçevesinde sosyal güvenlik hakkı mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Sözleşme hukuku bakımından ilgililer tarafından, kesenek veya prim ödenmek suretiyle çalışılan sürelerin mülkiyet nitelikli menfaat doğurduğu kabul edilmektedir.

Nitekim Danıştay 11. Dairesi’nin de bu yönde vermiş olduğu birçok karar mevcuttur.

 

T.C.

DANIŞTAY

11. DAİRE

E. 2014/1363

K. 2014/7360

T. 26.11.2014

• GÖREV YAPMAKTA İKEN TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA VEFAT EDEN TEĞMENİN MİRASÇILARININ EMEKLİLİK İKRAMİYESİ TALEBİ ( Emeklilik İkramiyesinden Yararlanmaya İlişkin Terörle Mücadale Kanununda Yapılan Düzenlemeden Yararlanacaklar Hakkında Tarih Sınırlaması Getirmediği – Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun Tarih Sınırlaması Getirerek 30 Yıl Üzerinden İkramiye Ödenmesi Talebinin Reddinin Hukuka Uyarlı Olmadığı )

• OTUZ YIL ÜZERİNDEN İKRAMİYE ÖDENMESİ TALEBİ ( 30 Yıl Hizmet Yapmış Gibi Emekli İkramiyesi Ödenmesi Hakkının Teröre Mücadele Kanununda Yapılan Düzenleme ile Getirilen Bir Hak Olduğu Tarih Sınırlaması İçermediği – Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun Kanunda Yer Almayan Tarih Sınırlaması Getirerek Otuz Yıl Üzerinden Emekli İkramiyesi Reddini Sonuçlandıran İşlemde Hukuka Uyarlık Bulunmadığı )

3713/m. 21

ÖZET : 3713 Sayılı Kanun'un 21. maddesinde, 4082 Sayılı Kanun'un 6. maddesiyle yapılan değişiklikle getirilen, "30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmesi" hakkı, madde kapsamındaki haklardan yararlanacak ilgili kişileri kapsamakta olup; Kanunda bu haklardan yararlanacak kişilerle ilgili bir tarih sınırlamasına yer verilmemiştir. Bu nedenle; Kanun hükmünde yer almayan bir tarih sınırlamasının, davaya konu Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararıyla getirilmesinde ve bu suretle davacıların 30 yıl üzerinden ikramiye ödenmesi talebinin reddedilmesine dayanak oluşturmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

İstemin Özeti : Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 26.11.2013 tarihli ve E:2013/694; K:2013/1662 Sayılı kararın; davacılar tarafından esas yönünden; davalı İdare tarafından ise, vekâlet ücreti yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Davacılar tarafından davalı İdarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davalı İdare tarafından ise savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hâkimi Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 Sayılı Kanun'un 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, teğmen olarak görev yapmakta iken terörle mücadele faaliyeti kapsamında vefat eden oğullarından dolayı aylık bağlanan davacılar tarafından, 3713 Sayılı Kanun kapsamında 30 yıl üzerinden ikramiye ödenmesi isteğiyle yaptıkları başvurunun reddine dair işlem ile bu işlemin dayanağı olarak gösterilen 25.5.1995 tarihli ve 785 Sayılı Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; Danıştay Onbirinci Dairesince bireysel işleme yönelik olarak davanın reddine dair bulunan hüküm fıkrasının onanarak kesinleştiği; Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararının iptali istemine yönelik olarak verilen ve davanın ehliyet yönünden reddine dair bulunan hüküm fıkrasının ise bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan inceleme sonucu, 3713 Sayılı Kanun kapsamında terörle mücadele görevinin yürütülmesi esnasında ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek Devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden otuz yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödeneceğine dair yasal düzenlemenin davacıların oğullarının ölüm olayından sonra yürürlüğe girdiği ve yürürlük tarihinden önce meydana gelen olaylara uygulanacağına yönelik bir düzenlemeye yer verilmemesi ve davalı idarenin anılan yasal düzenlemenin yürürlük tarihinden önceki olaylara da ikramiye ödenmesine karar verme yetkisinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, bu hususa atıfta bulunmak suretiyle benzer durumda olan kişilere de aynı işlemin yapılması gerektiği yolunda tesis edilen Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davalı İdare tarafından, vekâlet ücreti yönünden; davacılar tarafından ise işin esasına dair olarak Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ve temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel bir hak olan sosyal güvenlik hakkının düzenlendiği 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı hüküm altına alınmış; 61. maddesiyle Devletin harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri koruyacağı ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlayacağına dair kural düzenlenerek, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler ayrıca belirtilmiş; 90. maddesinde, usullerine göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiş bulunmaktadır.

Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlamaktadır.

Sosyal Hukuk Devletinde, kamu yararı ile temel hak ve özgürlükler arasında denge kurulurken, insanın onuruna ve manevi varlığının korunmasına verilen değerin, kamu yararı düşüncesinin önünde yer alacağı kabul edilemeyeceği gibi, Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ilkesi de gözetilmek durumundadır.

Türkiye'nin de onaylayarak taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Eki Ek 1 numaralı Protokol çerçevesinde sosyal güvenlik hakkı mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Sözleşme hukuku bakımından ilgililer tarafından, kesenek veya prim ödenmek suretiyle çalışılan sürelerin mülkiyet nitelikli menfaat doğurduğu kabul edilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin, 17.11.1998 gün ve E:1998/35; K:1998/70 Sayılı kararında da benzer bir bakış açısı ile Anayasa'nın 60. maddesinde yer verilen sosyal güvenlik hakkının insanların yarınlarını güvenceye alma düşüncesiyle gelirleri ne olursa olsun, çalışma hayatı boyunca ve sonrasında karşılaşabilecekleri yaşlılık, analık, kazâ, malûllük, hastalık gibi sosyal riskler karşısında asgari ve insanca yaşama düzeyi sağlama amacına yönelik ve bireyin mutluluğuna hizmet eden en temel araçlardan biri olduğu belirtilerek, Anayasa'nın 60. maddesinde tanınan "sosyal güvenlik hakkı", yine Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı" ile bağlantılı olduğundan, Devlet, ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde yaşam hakkını ortadan kaldıran ya da kısıtlayan kurallar koyamayacağı gerekçesine yer verilmiştir.

12.04.1991 tarih ve 20843 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Malul olanlarla aylığa müstehak dul ve yetimlere yardım" başlıklı 21. maddesinde, "Memur ve kamu görevlilerinden yurt içinde veya yurt dışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı teröreylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;

a- ) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklarından; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Az olması halinde aradaki fark tazminat olarak ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca ödenir ve karşılığı Hazineden tahsil edilir…."; aynı Kanunun Geçici 8. maddesinde de, "Bu Kanun'un 21. maddesi 01.01.1968 tarihinden itibaren bu madde şümulüne girenleri de kapsayacak şekilde yayımı tarihini takip eden aybaşından geçerli olarak uygulanır." kurallarına yer verilmiş olup, anılan Kanunun 8.3.1995 tarihli ve 22221 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4082 Sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 21. maddesinin ( a ) bendinde yapılan değişiklik sonucunda;

"a ) Malül olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların terör sebebiyle öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek Devlet memuru aylığı üzerinden, değerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir." hükmü yer almıştır.

Böylece, 08.03.1995 tarihinde yürürlüğe giren 4082 Sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle yapılan bu değişiklikle 3713 Sayılı Yasa'nın 21. maddesinin emekli aylıklarına dair kural aynen kalırken, bunun yanısıra terör eylemi sebebiyle başkasının yardımına muhtaç olacak derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine, ikramiyeye esas alınan hizmet süresi ne kadar olursa olsun 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödeneceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Yapılan bu değişiklik ile, 3713 Sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrasında "kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler" olarak sayılan madde kapsamında bulunan kişiler açısından, yeni bir hukuksal durum oluşmuştur.

Dosyanın incelenmesinden; davacıların oğlunun piyade teğmen olarak görev yapmakta iken, 13.06.1994 tarihinde teröristlere pusu kurulduğu sırada, başka bir er tarafından vurularak kazaen şehit edildiği, bunun üzerine davacılara 15.06.1994 tarihinden itibaren 1. derece Türk Silahlı Kuvvetleri Vazife Malullüğü yetim aylığı bağlandığı ve bir hizmet yılına karşılık ikramiye ödendiği, davacıların 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 4082 Sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değişik 21. maddesinin ( a ) bendi uyarınca 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmesi isteğiyle davalı İdareye yapmış oldukları başvurunun, oğullarının ölüm olayının 3713 Sayılı Kanun'da değişiklik yapan 4082 Sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce olduğu ve 25.05.1995 tarihinde alınan 785 Sayılı Emekli Sandığı Yönetim Kurulu Kararı ile, 4082 Sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önce meydana gelen olaylar sebebiyle ikramiye ödenmeyeceğine yönelik karar alındığı sebebiyle reddi üzerine, başvurunun reddine dair bireysel işlemin ve bu işlemin dayanağı olarak gösterilen 785 Sayılı Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle incelenen davanın açıldığı; İdare Mahkemesince, bireysel işleme yönelik olarak davanın esası incelenmek suretiyle reddedildiği; 785 Sayılı Emekli Sandığı Yönetim Kurulu Kararına yönelik olarak ise davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği, Danıştay Onbirinci Dairesince, kararın bireysel işleme yönelik kısmının onandığı; 785 Sayılı Yönetim Kurulu Kararına yönelik kısmının ise bozulduğu, bozmaya uyularak yeniden yapılan inceleme sonucu 785 Sayılı Emekli Sandığı Yönetim Kurulu Kararına yönelik olarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

3713 Sayılı Kanun'un 21. maddesinde, 4082 Sayılı Kanun'un 6. maddesiyle yapılan değişiklikle getirilen, "30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmesi" hakkı, madde kapsamındaki haklardan yararlanacak ilgili kişileri kapsamakta olup; Kanunda bu haklardan yararlanacak kişilerle ilgili bir tarih sınırlamasına yer verilmemiştir. Bu nedenle; Kanun hükmünde yer almayan bir tarih sınırlamasının, davaya konu Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararıyla getirilmesinde ve bu suretle davacıların 30 yıl üzerinden ikramiye ödenmesi talebinin reddedilmesine dayanak oluşturmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Öte yandan; davaya konu Emekli Sandığı Yönetim Kurulu Kararının, hukuka aykırılığı saptandığından, bu yeni hukuki durum, davacıya, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10.maddesi çerçevesinde, 3713 Sayılı Kanun'un 21. maddesi hükmü gereğince 30 yıl üzerinden ikramiye talep etme hakkını sağlayacağından, bu yönde İdareye yeniden başvurarak yeni bir işlem tesis ettirilebileceği de tabiidir.

Ayrıca; davalı İdare tarafından, vekâlet ücretine hükmedilmemesi yönünden, Mahkeme kararının bozulması istenilmekte olup; Mahkeme kararının bozulması üzerine İdare Mahkemesince verilecek kararda bu husus yeniden değerlendirilecektir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin kabulüyle Mahkeme kararının bozulmasına; dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 ( onbeş ) gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.11.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

Kaynakça; http://www.kazanci.com/kho2/ibb/files/dsp.php?fn=11d-2014-1363.htm&kw=%C5%9Fehit+ter%C3%B6r#fm

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir