Fiilen Çalışılmadığı Halde Ücrete Hak Kazanmak

Fiilen Çalışılmadığı Halde Ücrete Hak Kazanmak

İş sözleşmesi: 4857 sayılı İş Kanununun 8. Maddesinde “Bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. İş  hukukunun temel prensiplerinden biri de ücretin bir çalışma karşılığı olmasıdır. Genel olarak bu çalışmadan fiili bir durum anlaşılmaktadır. Bazı ülkelerde iş sözleşmesinin yapılması işçilik ücretine hak kazanılması için yeterli görülmektedir. Ülkemizde ise işçinin ücrete hak kazanabilmesi için iş sözleşmesi yapması yeterli olmamakta ayrıca işçinin fiilen çalışmaya başlaması gerekmektedir. Ancak bu durumun aşağıda açıklanacağı üzere bazı istisnaları olduğu kabul edilebilir.

Ülkemizdeki yasal düzenlemelerle inşaat sektörü, sağlık sektörü, gıda sektörü ve benzeri sektörlerde; mimar, inşaat mühendisi, makine mühendisi, gıda mühendisi, eczacı gibi bazı meslek gruplarının bulundurulması zorunlu tutulmuştur. Bu durumun asıl amacı üretilen işin profesyoneller tarafından yönlendirilmesi, daha sağlıklı ve güvenilir sonuçlar alınmasının sağlanmasıdır. Ancak bu zorunluluktan kaçınmak için bazı firmalar alınan ihalelerde ve yürütülen işlerde belirli uzmanlığa sahip kişileri istihdam ettiğini belirtmekte, bu kişileri, ihale kurumuna veya bağlı olduğu İl Sağlık Müdürlüğü, Bayındırlık Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü gibi bir birime bildirerek yasal zorunluluğu yerine getirdiğini göstermektedir. Ancak bahsedilen kişileri fiilen işyerlerinde çalışmamaktadırlar.

Fiilen çalışmadıkları halde, bu kişilerin bir sorumluluk altına girdiği kabul edilmelidir. Çıkan herhangi bir sorunda bu kişiler muhatap olarak alınacak, belki de hiç içeriğini bilmedikleri bir konu hakkında sorumlu tutulacaklardır. Bu durumda işçinin bir ücret almamasının hakkaniyete aykırı olduğu düşünülebilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.04.2007 Tarihinde verdiği 2007/2602 E. 2007/11122 K. Sayılı kararında bu husustan bahsetmiştir:

“[…]Davacının işyerinde fiilen çalıştığı kanıtlanamamış olsa da, davalı şirket tarafından çalışanlar listesinde davacı adına yer verildiği bir kısım belgelerin davacı adına işleme konulduğu, bir dönem Sosyal Sigortalar Kurumu'na primlerinin de yatırıldığı anlaşılmaktadır. Davacının bu işleme katıldığı ve 11.8.2000 tarihli taahhütnameyi noterden düzenleyerek 300.000.000TL brüt aylık ücretle çalışacağını açıkladığı da anlaşılmaktadır. Böyle olunca davacı davalıya ait işyerinde Şilen çalışmamış olsa dahi, meslek ünvanı sebebiyle sorumluluk üstlendiği anlaşılmakla taahhütnamede belirtilen ücrete hak kazandığı kabul edilmelidir. Böyle olunca davacının yapı denetim şirketinde mimar bulundurma zorunluluğunun bulunduğu 24.5.2001 tarihine kadar olan dönem için ücrete hak kazandığının kabulü gerekir. Bu yönde gerekli hesaplamaya gidilerek istek yönünden bir karar verilmelidir.”

İşçi yararına yorum ilkesine uygun olarak verilmiş bu kararın hakkaniyete uygun olduğu görülmektedir. İş hayatında fiilen çokça karşılaşılan böyle durumlarda işçinin hakkının gasp edilmesi önlenmiştir. Yargıtay kararında “çalışılmadığı halde meslek unvanı sebebiyle sorumluluk üstlenme” olgusuna dikkat çekilmiş, işverenin insiyatifinde olan çalıştırmama durumu ele alınarak işçinin ücretten mahrum kalmasının önüne geçilmiştir.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Arayın