Eşe Ait Ses ve Görüntü Kayıtları Boşanmada Delil Olarak Kullanılabilir mi?

Eşe Ait Ses ve Görüntü Kayıtları Boşanmada Delil Olarak Kullanılabilir mi?

Tarafların iddia ve savunma haklarını tam anlamıyla kullanabilmeleri kendilerine ispat etme hakkının verilmesiyle sağlanmıştır. Taraflar belirli süre ve usul kurallarına bağlı olarak mahkemeye sunacakları delillerle haklılıklarını ispat etmeye çalışacaklardır. Deliller ispat için hukuk düzeninin kabul ettiği araçlardır. Ancak delillerin değerlendirilmesinde de bir takım sınırlandırmalar mevcuttur. Kanunla getirilen düzenlemeler neticesinde yargılama makamının delillerin değerlendirmesi bakımından sınırlandırıldığını söylemek mümkündür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda İspat ve Deliler başlığını taşıyan 189. Maddenin 2. Fıkrası “ Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” demekte, 4. Fıkrasında ise “ bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir” demektedir. Bu hükümlerden anlaşılacağı gibi ispat hakkı pahasına, hukuka aykırı delillerin kullanımına izin verilmez. Bu nedenle, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin, bir vakıanın ispatında mahkeme tarafından dikkate alınmayacağı Kanunda açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından kendiliğinden göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.(1)

 

Yukarıda açıklandığı gibi ana kural hukuka aykırı delillerin ispat aracı olarak kullanılamayacağı olmakla beraber bir takım içtihatlarla bu kurala istisnalar getirilmiştir. Delil ve ispat kavramları çok geniş kavramlar olduğundan bu yazıda sadece; gizlice alınan ses ve görüntü kayıtlarının, şahsa ait özel eşyaların boşanma davalarında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı Yargıtay kararlarıyla birlikte incelenecektir. Yargıtay bir delili değerlendirirken delilin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ile hukuka aykırı olarak üretilmesi konusunu ayrı ayrı incelemiştir. Sırf ilgili davada delil olarak kullanılması amacıyla taraflardan biri tarafından diğerinin haberi ve izni olmaksızın oluşturulmuş belgeleri delil olarak kabul etmemektedir. Bunun dışında eşlerin birlikte yaşadıkları ve evlilik birliği içerisinde ortak olarak kullandıkları konutu aile konutu olarak kabul etmiş olup eşlerden sadece birisine ait bir alan olarak kabul etmemektedir. Yani aile konutu içerisinde hukuka uygun olarak (zorlama, şiddet, tehdit, hile vs. olmadan) elde edilmiş deliller mahkeme tarafından kabul edilmektedir. Eşlerden birisi diğerine karşı aile konutunun kendi özel alanı olduğunu iddia edememektedir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2011/2-703 K. 2012/70 T. 15.2.2012 tarihli kararında aynen

“Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir.”  demektedir.

Yukarıdaki karardan da anlaşılacağı üzere hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan bir delil somut olaya göre delil olarak değerlendirilebilecek olsa da delil olarak kullanılmak amacıyla usulsüz olarak oluşturulduğundan delil olarak değerlendirilemeyecektir.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/4-1183 K. 2014/960 T. 26.11.2014 tarihli kararında  bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. Davacının konuşmalarının kendisinden habersiz olarak davalı B.’nin yönlendirmesi ile diğer davalılarca kaydedildiği ve kayıt yapan davalıların davacıyı konuşmaya ve kendisini yönlendirmeye çalıştıkları bilirkişi tarafından dökümü yapılan kayıtlarından da anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bu delilin hukuka aykırı olarak elde edildiği dosya kapsamı ile sabittir.” demektedir. 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi boşanma davasında eşlerden birinin diğer eşin haberi olmadan eve yerleştirmiş olduğu ses kayıt cihazının delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı ve ses kayıt cihazının özel hayatın gizliliğini ihlal edip etmeyeceğini değerlendirdiği 2007/17220 E. 2008/13614 K. ve 20.10.2008 Tarihli kararında eşler arasındaki sınırı şu şekilde belirlemiştir;  “Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, CD’deki ses kayıtlarının, orijinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır”… ‘’Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. Kuşkusuz Anayasaya göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Ancak, evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur.(TMK.m.185/3) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle bir araya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisininki kadar yakından ilgilendirir. O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekânı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz.’’ Yukarıda anılan karardan da anlaşılacağı üzere aile konutu içerisinde alınmış olan ses kaydı özel hayatın gizliliğini ihlal ederek alınmış sayılmamaktadır.

Yine aynı şekilde eşlerin birlikte yaşadıkları konutta elde edilmiş olan günlük, fotoğraf, mektup gibi belgelerde delil olarak kullanılabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/2-617 E. 2002/648 K. ve 25.09.2002 tarihli kararındaOrtak yaşanan evde bulundurulan not defterinin elde edilmesinde, hukuka aykırılık yoktur. Hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmeli ve bu konuda her somut olayda değerlendirme yapılmalıdır. Bu konuda ihlal edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır. Diğer taraftan gizli şekilde ele geçirilen tüm deliller hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmemelidir… Öncelikli olarak hayatın gizliliğinin korunması esas olmalıdır. Ancak somut olayın özelliği bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içermektedir. Kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılık vardır. Hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş deliller ise yasak bir delil olarak değerlendirilemez. Boşanma davası zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir davadır. Koca eşi ile birlikte yaşadıkları mekânda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verirse, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirilir. Aynı evde yaşayan kadın, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumdadır. Kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde ya da yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesi, bu mekânın eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdüklerini bir yer olduğundan kadın gizli mekân kabul edilemez. Hiç kimse evindeki bir mekânda bulduğu delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılmaz. Diğer taraftan özel hayatın gizli alanları, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebilir. Nasıl ki, kadın başka bir erkekle müşterek hanedeki yatak odasında sevişirken koca tarafından kapı kırılarak içeri girilmesinde hukuka aykırılıktan söz edilemezse, ortak yaşanan evde bulunduran not defterinin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez. Eşlerin evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları yasal bir zorunluluktur. Kadının bu konulardaki özel yaşamı, evlilik ile bir araya geldiği hayat arkadaşı kocayı da en az kadın kadar ilgilendirmektedir. Bu nedenle de davalıya ait hatıra defterinin delil olarak değerlendirilmesinde kuşkuya düşmemek gerekir.”

 

 (1) KURU, Baki/ ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder,  Medeni Usul Hukuku, Ankara 2014 s.353 vd.

 

Makale: Stj.Av.Hacer Furkan KARATULUK

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now ButtonHemen ARA