Boşanma Halinde Tarafların Ortak Banka Hesabı ve Aracı Ne Olur?

Boşanma Halinde Tarafların Ortak Banka Hesabı ve Aracı Ne Olur?

Evlilik devam ederken eşler bir takım mallar edinebilirler. Bu malların yönetimi, tarafların birbirlerinden olan alacakları gibi kurallar ve esaslar mal rejiminin kapsamını oluşturmaktadır. Fakat evlilik birlikteliği devam ederken ve sona erme aşamasında da bu hususlar birlikte dikkate alınmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 202.maddesinde ‘Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler.’hükmü yer almaktadır.Türk Medeni Kanununda, aksine bir sözleşme yapılmadıkça edinilmiş mallara katılma yasal mal rejimi olarak esas alınmıştır. Eşler, evlilik devam ederken elde ettikleri, diğer eşin adına da kayıtlı bir malvarlığı söz konusu ise yarısını talep edebilmektedir. Eğer evlilik birlikteliği kurulmadan önce mal rejimi sözleşmesi yapılmamışsa evlilik birlikteliği gerçekleştiği tarihten itibaren, eşler edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş sayılacaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, her eşin edinilmiş mallar ve kişisel mallar olmak üzere iki tür malvarlığı vardır. Ancak mal rejimi sona erdiğinde, sadece “edinilmiş mallar” eşler arasında paylaşıma tabidir. Kişisel mallar paylaşıma konu olmayacaktır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Nitekim, TMK madde 218’de ‘Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar.’ ve TMK Madde 222’ de ise ‘Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.’ Denmektedir.

Türk Medeni Kanununda değer artış payı da düzenlenmiştir. TMK 227’de ‘Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.’ Denmektedir. Örneğin evlilik birliği içinde bir araç alınmış ise ve eğer bir değer kaybı söz konusu ise katkı yapılan tarihteki değer esas alınmaktadır. Yargıtay Kararları da bu anlatılan hususları desteklemektedir.

T.C YARGITAY 8.Hukuk Dairesi Esas: 2013 / 7234 Karar: 2014 / 1419 Karar Tarihi: 31.01.2014 tarihli ilamında ‘Davalı-karşı davacı A. vekili, cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacının ziynet eşyalarını birlikte götürdüğünü, kasada ve kendisinde kalan ziynet eşyası bulunmadığını, bu ziynet eşyasının bir kısmını kendisinde bıraktığını bir kısmını satarak 34 FA 6396 plaka sayılı aracın alımında kullandığını, İş Bankası'ndaki para evlilik öncesi mevcut olan para olup kişisel malı olduğunu, davacı Y. ile bir ilgisinin bulunmadığını, davacı-karşı davalı adına trafikte kayıtlı bulunan 34 FA 6396 plakalı aracın ise, edinilmiş mal kabul edilmesi gerektiğini, 34 UZ 0461 plakalı aracında kendisi adına kayıtlı bulunduğunu, davacı adına kayıtlı bulunan 34 FA 6396 plaka numaralı araç nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 1.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıdan tahsiline davacı- karşı davalı Y.’in davasının reddine karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkemece, ‘..davacı-karşı davalı Y.'in katılma alacağıyla ilgili istekle bağlı olmak koşuluyla 15.000 TL’si için dava tarihi olan 5.08.2010, 23.500 TL'si bakımından ıslah tarihi olan 27.04.2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı A.’ten alınarak davacıya verilmesine, bankadaki kasada bulunan muhtelif bilezikler karşılığı olarak değerlendirilen (14-18-22 ayar 16 adet muhtelif bilezik karşılığı 20.765 TL, 2 adet zincir kolye karşılığı 1.405 TL) toplam 22.170 TL'nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, alacağın 15.000 TL si için dava tarihi olan 5.08.2010, 7.170 TL'si bakımından ise ıslah tarihi olan 27.04.2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı – karşı davacı A.’ten tahsiline, davalı – karşı davacı A.’in davasının kabulüne 10.000 TL katılma alacağının hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacı-karşı davalı Y.'den tahsiline, davalı – karşı davacı adına kayıtlı araç bakımından 10.000 TL katılma alacağının hüküm altına alınan miktarla davacı ve karşı davalının 38.500 TL'den mahsubuna (faiz hesapları da dahil olmak üzere)’ karar verilmesi üzerine, davalı- karşı davacı A. vekili hüküm altına alınan ziynet eşyalarının değerinin fazla tespit edildiği, bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı, bankadaki hesapta bulunan paranın kişisel mal olup, tasarruf özgürlüğünün bulunduğu, vekil edeninin maaşının davacının maaşından fazla olduğu gerekçesiyle, davacı- karşı davalı Y. vekili ise, ziynet eşyalarının tamamı bakımından kişisel mal olması nedeniyle tümünün toplam değerinin hüküm altına alınması gerektiği, davacı vekil edeni adına kayıtlı bulunan 34 FA 6396 plakalı aracın alımına mirastan gelen 3.000 TL'nin vekil edeni tarafından katkı yaptığı, mahkemece bu hususun göz önünde bulundurulmadığı, bundan ayrı davalı-davacı A. fazla hakları saklı kalmak üzere sadece 1.000 TL istediği halde 10.000 TL'nin hüküm altına alındığı görüşüyle hükmü ayrı ayrı temyiz etmişlerdir.

Karar: Dava, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallardan kaynaklanan katılma alacağı ve edinilmiş mala yapılan katkı nedeniyle istenen değer artış payı alacağıyla kişisel mallardan doğan alacak isteğine ilişkindir (TMK. m. 202, 218, 219, 222, 229, 230, 231, 232, 235, 236, 227)

 

Taraflar 08.08.2004 tarihinde evlenmiş, 15.01.2009 tarihinde açılan ve kabulle sonuçlanan boşanma kararının 17.02.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Bu nedenle eşler arasında evlendikleri 08.08.2004 tarihinden boşanma davasının açıldığı 15.01.2009 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşlerin başka bir mal rejimini de seçtiklerini ileri sürmediklerine göre boşanma davasının açıldığı 15.01.2009 tarihinde aralarındaki yasal mal rejimi sona ermiştir. (TMK. m. 202, 225/2, 4722 s.K. m. 10)

Eşler edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde 08.08.2004 tarihinde evlendiklerine ve bankadaki hesabında 01.01.2002 tarihinden sonra açıldığı, TMK’nun 222/3 üncü maddesi uyarınca, davalı eşin aksini de kanıtlamadığı dosya kapsamıyla belirlendiğine göre, bankadaki hesapta bulunan paranın TMK’nun 219 ve 222 nci maddeleri uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir.

 

Davalı-karşı davacı vekilinin kabulüne karar verilen ziynet eşyasına yönelik hüküm bölümüne ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davacı Y. vekili dava dilekçesinde, ziynet eşyasından söz etmiş, daha sonra mahkemenin isteği üzerine verdiği açıklama dilekçesinde ise, bir kısım ziynet eşyalarını birlikte götürdüğünü, bir kısım ziynet eşyasının ise kayınvalidesi ile eşi adına İş Bankası'nda açılan ve anahtarı kendilerinde olan kasada saklandığını, bunlara ulaşamadığını ve davalı-davacı A.’ten kaldığını açıklamak suretiyle mevcutsa aynen, değil ise bedelin tahsili isteğinde bulunmuştur. Dinlenen bir kısım tanık beyanlarıyla tanık olarak dinlenen davalı A.’in annesinin kaçamaklı beyanlarında, gerçekten ziynet eşyalarının bir kısmının kasada saklandığı sonucuna varılmış ve bu husus dosyada bulunan diğer yan delillerle desteklendiği görülmüştür. Tanık olarak dinlenen davalı A.’in annesi beyanında, kasada bulunan bilezik ve çeyrek altınların olduğu, bir kısmını gelininin alıp götürdüğünü, kalanların da oğlu tarafından ihtiyaçları için kullanıldığını, daha sonra ise, bu altınların satılarak davalı Y.’in kendisine aldığı araca katkı yapmış olabileceğini bildirmiştir. Görüldüğü gibi, beyanın kendi içerisinde tutarlı olmadığı ancak, gerçekten altınların var olduğu ve kasada saklandığı kanaatini uyandırmıştır. Bu bakımdan davalı – davacı A. vekilinin bankada bulunup hüküm altına alınan parayla ziynet eşyalarının değeri olarak A.’ten tahsiline karar verilen paraya yönelik temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunmamıştır. Öte yandan, davacı – karşı davalı Y. vekilinin de ziynet eşyalarına yönelik tümünün bedelinin tahsili konusundaki iddiaları dosya kapsamıyla kanıtlanamadığı sonucuna varıldığından bununda ziynet eşyalarına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. O halde her iki taraf vekilinin açıklanan konulara ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle bankadaki para ve ziynet eşyalarına ilişkin hüküm fıkralarının açıklanan nedenlerle ONANMASINA,

 

Davacı-karşı davalı Y. vekilinin 34 FA 6396 plakalı araçtan kaynaklanan katılma alacağı isteğine gelince; söz konusu araç 02.01.2008 tarihinde edinilmiş olup, davacı Y. adına trafikte kayıtlıdır. Uzman bilirkişi makine mühendisinden alınan rapora göre, aracın alım tarihindeki değerinin 25.000, keşif tarihi olan 24.09.2011 tarihindeki değerinin ise 20.000 TL olduğu anlaşılmıştır. Davacı-karşı davalı Y. vekili, yargılama sırasında savunma olarak vekil edenine miras parası olarak gelen ve kişisel malı olan 3.000 TL'yi aracın bedeline eklediğini, değerlendirmede bunun göz önünde tutulmadığını, bundan ayrı, davalı-karşı davacı A.’in sadece 1.000 TL istediğini, ancak mahkemece istek dışına çıkılarak 10.000 TL nin hüküm altına alındığını belirterek bozma isteğinde bulunmuştur.

 

Edinilen aracın TMK’un 219 uncu maddesi gereğince, edinilmiş mal olduğu hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. Savunma olarak ileri sürülen 3.000 TL'nin miras parası olarak geldiği dosya kapsamıyla anlaşıldığından TMK’nun 220. maddesi uyarınca, kişisel mal olduğunun kabulü gerekir. Araca yapılan 3.000 TL'lik katkı nedeniyle istenen alacak ise TMK’nun 227 nci maddesi uyarınca değer artış payı alacağına konu olmaktadır. Ne var ki, aracın alım tarihindeki değeri 25.000 TL olduğu halde, karar tarihi olan 26.12.2012 tarihine en yakın tarih olarak belirlenen 24.09.2012 tarihindeki (keşif tarihi oluyor) değeri uzman bilirkişice 20.000 TL olarak belirlenmiştir. Bu durum karşısında TMK’nun 227/1 inci fıkrasının son cümlesi gereğince; ‘bir değer kaybı söz konusu olduğundan katkının başlangıçtaki değeri esas alınır’ Görüldüğü gibi araçta da değer kaybı söz konusu olup, davacı – davalı Y. ancak katkı yaptığı 3.000 TL'yi alabilecektir. Mahkemece, bunun göz ardı edilmesi doğru değildir.

Her iki eşte karşılıklı dava açmak suretiyle külli (iki = çift taraflı) tasfiye istediğine göre, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında değer artış payı alacağı da dahil olmak üzere mahkemece külli tasfiyenin yapılması katılma alacaklarıyla borçlar belirlenip düşürüldükten sonra edinilmiş mallardan kaynaklanan katılma alacağının TMK’nun 236/1 inci fıkrası hükmü uyarınca hüküm altına alınması ve karşılıklı takasın yapılması gerekir. Daire daha önceki kararlarında, takasın yapılması için farklı bir yöntem uygulanmasını istemiş ise de, son zamanlarındaki kararlarında bu görüşünden dönülerek külli tasfiyeyle takasın yapılması için diğer eşte bulunan malların savunma yoluyla da ileri sürülmesini yeterli görmüş olup, ayrıca bir dava açılmasına harcın yatırılmasına gerek görülmemiştir. 3.000 TL de davacı – davalı Y. vekili tarafından karşı dava için savunma olarak getirdiğine göre, külli tasfiye ve takas konusunda mahkemece, göz önünde bulundurulması gerekir. Çünkü 3.000 TL kişisel mal olarak yapılan bu katkı edinilmiş mal sayılan aracın borcudur. Değerde düşme söz konusu olduğundan, değer artış payı alacağının hesaplanmasına, TMK’nun 227/1 inci fıkranın son cümlesi gereğince gerek bulunmamaktadır.

Bundan ayrı, davalı – karşı davacı A. vekili, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere sadece 34 FA 6396 plakalı araçtan kaynaklanan 1.000 TL'nin katılma alacağı olarak hüküm altına alınmasına karar verilmesini istediği halde, HMK’nun 26 ncı maddesine aykırı olacak biçimde katılma alacağının yarısına hükmedilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Hakim, istekle bağlı olup, ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. Ancak, istekten azına hükmedebilir.

Kabulü şekline göre de, bankadaki paradan kaynaklanan 38.500 TL katılma alacağı bakımından TMK’nun 239/3 üncü fıkrası gereğince karar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, bir kısmına dava tarihinden, bir bölümüne ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru değil ise de, bu husus davalı – karşı davacı A. vekili tarafından açıkça temyiz konusu yapılmadığı anlaşıldığından bozma sebebi yapılmamıştır. Aynı biçimde araç bakımından da, davalı A. yararına hükmedilen 10.000 TL için TMK’nun 239/2 nci fıkrası gereğince karar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren söz konusu alacağa faiz yürütülmesi de doğru değildir.’ denmektedir.

 

NOT:Sinerji Hukuk Yazılımları A.Ş. T.C YARGITAY 8.Hukuk Dairesi Esas: 2013 / 7234 Karar: 2014 / 1419 Karar Tarihi: 31.01.2014 tarihli ilamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Optimized with PageSpeed Ninja